Netanyahu’nun İsrail’i mi, Rabin’in İsrail’i mi?
27 Ekim’de İsrail’de seçim var. Bu seçim hem İsrail hem Türkiye hem de Orta-Doğu açısından çok önemli.
Öncelikle hemen söylememiz gereken şu: O gün İsrailliler yalnızca yeni bir hükümet seçmeyecek, İsrail’in nasıl bir ülke olacağına da karar verecek.
Demokratik kurumlarını koruyan, Filistin sorununa siyasi çözüm arayan ve askerî gücün sınırlarını kabul eden bir İsrail mi?
Yoksa güvenliği giderek daha fazla askerî güçle özdeşleştiren, Filistin sorununu kalıcı bir çatışma haline dönüştüren, kıyımlara devam eden ve içeride demokratik denge mekanizmalarını daha da zorlayan bir İsrail mi?
Bu iki çok farklı yolun sembollerini arıyorsak iki isme bakmak yeterli:
Yitzhak Rabin ve yeniden Binyamin Netanyahu.
Aslında Rabin de bir barışsever olarak başlamadı. O da bir askerdi. 1967’deki Altı Gün Savaşı sırasında İsrail Genelkurmay Başkanı’ydı. Savunma Bakanlığı döneminde Birinci İntifada’ya karşı çok sert politikalar uyguladı.
Rabin’in hikâyesini önemli yapan da zaten bu.
İsrail’in Filistinliler karşısındaki askerî üstünlüğü tartışılmazdı. Fakat Rabin zamanla bir gerçeği gördü: Siyasi bir sorun sonsuza kadar askerî yöntemlerle çözülemezdi. İsrail’in geleceği yalnızca askerî üstünlükle güvence altına alınamazdı.
Bu düşünce onu sonunda İsrail’in yıllarca terör örgütü kabul ettiği FKÖ’yü muhatap almaya, Arafat’la el sıkışmaya ve Oslo sürecine........
