Hüsrev Hâtemî’nin aynasında
Hüsrev Hâtemî, güzellerden bir güzel insandı. İpek yumuşaklığında bir ruhu vardı. Bu bize görünen ve besleyen tarafıdır. Asıl o güzellik dediğimiz değer hazinesinin nasıl elde edildiğine bakmak lazımdır. O yetenekle doğulur. İşlemek ve cevheri parlatarak o sıfatı kazanmak ağır çilelerden sonra gelir.
Çile aile hikâyesinden başlar. Hüsrev Hâtemî’nin ailesi, Güney Âzerbaycan’dan göçmüştür. Yüz elli yılın göç hikâyeleri içinde bir hikâyedir. Yeni yere, yeni hayata tam alışmak belki nesiller ister. Bizim o nesillerimiz, yeni Türkiye’yi oluşturmak derdiyle böyle bir alışma dönemi geçirme lüksüne de sahip değillerdi. Çalkantılar içinde bir Türkiye’ye geldiler, yeniden kuruluşa kendilerini kattılar.
Göçenler, hem yaşadıkları, hem de geldikleri yerlerin çocuğu olarak yaşadılar ve öyle gittiler.
Hüsrev Hâtemî İstanbul’da doğmuş ve İstanbullu olmuştur. Bilgisi-görgüsü İstanbulludur. Bu kozmopolitliği içinde iliklerine kadar Türk şehre, -Yahya Kemal’in tabiriyle Türk İstanbul’a- Türkçesiyle gelen ailenin getirdikleriyle de beraberdir.
Baba, Hâfız hayranıdır. Dünya şiirinin belki en büyük isminin divanının okunduğu eve doğmak büyük talihtir. Hüsrev ve Hüseyin Hâtemî’ler o edebiyat çevresini, o edebiyatı-tarihi tadarak büyürler. Türkiye ve özellikle İstanbul merkezli yüksek kültürün, büyük edebiyatın zaten içindedirler.
İçe dönük bir çocuğun iç âlemini terbiye eden en başta vurgunu olduğu bu İstanbul hayatıdır. Yaratıcılığı da buradan kurgulanır. Edebiyat tarihçilerince açılacak bir meseledir.
ÇOK YÖNLÜ BİR AYDININ RUH PORTRESİ
Hüsrev Hâtemî, bu kültürün şairi, hekimi ve hocası oldu. Zarif bir........
