Kötüden Öteye Bir Durum/Gidiş
İnsanoğlunun daha güzel yaşama isteği ve çabası bin yıllara dayanan doğal bir süreç. Bu süreç hep dostluk ve barış içinde güzellik üretmek biçiminde geçmemiş. İlkel komünal toplumdan sonra üretim ilişkilerinin paylaşım ve bölüşümüne dayalı sınıfsal ayrılıklar giderek çelişkileri büyütmüştür. Bu nedenle insanlık tarihi aynı zamanda küçük-büyük anlaşmazlıklar ve buna bağlı sınıflar ve ülkeler arası savaşım ve savaşlar tarihidir de. Ülkemizim kuruluşu da kurtuluşu da Cumhuriyet tarihimiz de bu sürecin en sancılı dönemlerini çoğu zaman yaşamıştır; yaşamaktadır da!
Sürecin her döneminde adalet-demokrasi-eşitlik-hak-hukuk-yasa-anayasa gibi kavramlar dillerden düşmemiş dahası çoğu zaman yazılı bir metin olarak kabul edilmekle birlikte sürekli çiğnenen, yönetenlerin çıkarına göre uygulanan/uygulanmayan metinler ve kavramlar olarak kalmıştır.
Ülkemizde ve yaygın biçimiyle dünyada egemen yöneticilerin demokrasi, adalet, hak-hukuk, eşitlik gibi kavramları suistimal ettikleri/sömürdükleri gerçekliğinin çoğu zaman unutulması siyaset kurumu ve insanlık adına büyük zaaf. Bu algılayış eksikliğinin yaygınlığı, toplumsal savaşımın düzlemini kayganlaştırmakta, gerçek demokrat ve cumhuriyetçileri ve tarihin ilerici dinamiklerini patinaja sürüklemekte. Biz dünyayı şimdilik bir yana bırakarak ülkemizin bugünkü görünümüne/fotoğrafına bir bakalım. Özellikle “Türkiye Yüzyılı” adlandırması ve çağrışımlarıyla birlikte uygulamaya sokulan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ve varlık felsefesine aykırı yaygınlaşan örnekler gün be gün pervasızca uygulamaya sokulurken “vatan”, millet”, “adalet”, “demokrasi” nidalarının anlamsız kaldığı görülmeli artık.
Bu bir “niyet okuma” yazısı değildir! Hükümetlerin son yirmi yıldır adım adım uyguladığı ve son yıllarda hızlanan bir dönüşümün daha önce kimi yazılarımda yinelediğim “neşter vurma” aşamasının provasıdır yaşananlar! Amaç, Cumhuriyeti ve onun kazanımlarını/devrimleri yok edip yıkmak, yerine “yüz yıllık........
