menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Her gece gündüze kavuşur

33 0
27.04.2026

Bazen düşünüyorum da “Acaba, dünyanın ateş topu olmadığı, insanların birbirlerine karşı nefret beslemediği ve herkesin birbiriyle iyi geçindiği bir; zaman, dönem, tarih ya da kısacık bir an olmuş mudur?”

Yani, “kimsenin kimseye düşman olmadığı, savaşmadığı, hatta küçük gerilimlerin bile yaşanmadığı bir küçük an kırıntısı var olmuş mudur acaba bu dünyada” diye kendi kendime düşünmeden, sormadan yapamıyorum. Bugünkü dünya ve şu ana kadar okuduğum tarih üzerinden bakınca bunun mümkün olmadığını hızlıca kabul ederken bir yandan da “belki” diye başlayan küçük umutlara tutunmuyor da değilim.

Elbette ki gezegenin bir yerinde; birbirleri ile belirli bir dönem boyunca iyi geçinmiş, kavga etmeden, çatışmadan, savaşmadan aynı kara parçasını paylaşmış insan toplulukları olmuştur. Ama ben daha çok; tüm dünyaya yayılmış, tüm insan toplulukları üzerinde hâkim olmuş genel bir barış ve uyum halini kastediyorum. Belki de ütopik bir yaklaşım ve hayaldir bu. Geçmişte gerçekleşmediği gibi gelecekte de gerçekleşmesi imkânsız bile olabilecek, safça, çocukça bir hayal olabilir. Ama böyle hayaller de kuramayacaksak o zaman hayal etmek gibi bir becerimizin olmasının ne anlamı kalır ki?! Neyse.

Neden bu düşüncelere daldığım konusuna da biraz açıklık getirmekte fayda olabilir. Yani, muhtemelen bunları tek düşünen ben değilimdir ama en azından ben neden kendimi bu düşüncelere düşmüş buluyorum onu anlatayım. Eminim herkes farkındadır ki son zamanlarda sokaktaki, işteki, okullardaki, evlerdeki herkes, tüm insanlar, yetişkinler ve dahi çocuklar bile bir öfke topu gibi etrafta dolanıp duruyorlar. Sanki herkes, “bir şey olsa da birine çatsam!” der gibi. Herkes içindeki birikmiş öfkeyi fırsat bulduğu bir yerde, bir zamanda ve birinin üzerine boca etme arzusu ile bir radar gibi etrafını tarar halde geziyor. Zira; yol vermeme, sıkıştırma, kural ihlali gibi sebeplerle trafikte; yan baktın, omuz attın gibi sebeplerle yollarda ya da aklınıza gelmeyecek, kimi zaman fındık kabuğunu bile doldurmayacak kadar önemsiz sebeplerle gerçekleşen pek çok tartışma, kavga ve zaman zaman da adli vakaya dönüşen, aşırı sayılabilecek tepki ve eylemler…

“Biz hep böyle miydik, herkes her zaman bu kadar gergin miydi, hep böyle kavgalar, tartışmalar, atışmalar oluyor muydu?” diye düşündüğümde ise kendi kendime “hayır” cevabını veriyorum. En azından kendi ömrümde gördüklerim üzerinden bu yanıtı verebiliyorum. Elbette ülkenin gündeminde; farklı dönemlerde farklı grupların karşı karşıya gelip tartıştığı, kavga ettiği ve çatıştığı, birbirine zarar verdiği zamanlar olduğu hepimizin malumudur. Ancak, bu kez öyle bir zaman dilimindeyiz ki neredeyse istisnasız olarak sanki herkesin bardağı sonuna kadar dolu ve herkes bardağı taşıracak olan o son damlayı sabırsızlıkla bekliyor gibi. Sanki herkes içindeki birikmiş öfkeyi dışarıya çıkarmak için can atıyor gibi. Kimse de “aman kimseye bulaşmayayım” demiyor gibi…

Her gün artan bu gerilimi ve öfkeyi gözlemlemekle kalmıyorum elbette. Ayrıca, bunun sebepleri üzerine de düşünmeye çalışıyorum. Çünkü, bu evrende, bu yaşamda hiçbir şeyin sebepsiz olmadığına inanırım. Bu dünyada gerçekleşen her şey muhakkak ki bir neden-sonuç ilişkisi içerisindedir. Hiçbir şey kendi kendine olmadığı gibi hiçbir insan da durduk yere öfkeli bir bireye dönüşmez. İlla ki onu bu kişiye dönüştüren sebepler vardır. Ve eğer bir insan öfkeli birine dönüşüyorsa muhtemelen bu sebepler, onun kontrolünün dışında olan veya onun henüz onları kontrol edebildiğini düşünmediği; konu, olay ve durumlardır. Yani, bu durum iki yönlüdür: Birincisi, kişinin kendinden kaynaklananların ya da sorumluluğu kendisine ait olan düşünce ve eylemlerinin farkında olmaması; ikincisi ise gerçekleşenlerin kendi kontrol ve müdahale sınırlarının dışında........

© İz Gazete