menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Küresel Çevre Diplomasisinde Stratejik Kavşak: SIFIR ATIK FORUMU VE KENDİ YOLUMUZU BULMA İRADESİ

21 0
15.06.2026

Prof. Dr. Osman Çakmak ile Sıfır Atık Forumu’nun Ardından; Küresel Çevre Diplomasisinden "Eşyanın Hukuku"na ve COP31 Antalya Hedeflerine Dair Derin bir Medeniyet Muhasebesi yaptık.

Osman Hocam, hoş geldiniz, safalar getirdiniz. Tenha Sohbetler’de bugün yine durduğumuz yerin, bastığımız toprağın ve göğe açtığımız ellerin hakkını vermemiz gereken hayati bir mevzuyu masaya yatıralım istiyorum. Malumunuz, geçtiğimiz günlerde, 4-7 Haziran tarihlerinde ülkemiz çok büyük, küresel çapta bir organizasyona ev sahipliği yaptı: Sıfır Atık Forumu 2026. Dünyanın dört bir yanından, dile kolay 183 ülkeden bürokratlar, endüstri liderleri, karar alıcılar İstanbul’daydı. Siz de bu forma katıldınız. Üniversiteniz (İstanbul Rumeli Üniversitesi), bu formda ve COP31 proje ile katılan dört vakıf üniversitesinden birisi oldu.

Hocam, söze başlarken hakkı teslim etmek lazım. Bu hareket, Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi’nin sadece himayelerinde yürüyen bir çevre duyarlılığı değil artık. Kendisi bugün Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı ve Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı olarak küresel çevre diplomasisinin en tepe noktasında bu işin liderliğini ve önderliğini yürütüyor. Türkiye’nin idari, lojistik ve diplomatik olarak "Ben de bu küresel arenada varım" demesi adına muazzam bir vitrin başarısı izledik. Siz hem bir bilim insanı hem de bu toprakların dertlisi bir münevver olarak bu forumu nasıl okudunuz? Şuradan bir bismillah diyelim mi?

-Eyvallah Uğur Bey, hoş bulduk. Hakikaten tam da Tenha Sohbetler’in o sessiz ama derinden giden iklimine yakışır bir soruyla başladınız. Söyledikleriniz baştan aşağı doğru. Emine Erdoğan Hanımefendi’nin Birleşmiş Milletler çatısı altındaki o resmi ve küresel makamı ile Sıfır Atık Vakfı’ndaki onursal başkanlığı, Türkiye’nin küresel çevre siyasetinde elini güçlendiren tarihi bir eşiktir. Bir kere 183 ülkeyi buraya toplamak, o lojistik ve diplomatik kapasiteyi sergilemek milli bir gururdur. Emeği geçen herkesi tebrik etmek, sizin de buyurduğunuz gibi milli bir kadirşinaslık borcumuzdur.

Ancak Uğur Bey, biz bu görkemli vitrin başarısını alkışlarken, masanın arkasındaki asıl gerçeği, kendi elimizle kaçırmakta olduğumuz o büyük "stratejik fırsatı" da yutkunmadan, açık yüreklilikle konuşmak zorundayız. Dünya bugün derin bir ontolojik ve ahlaki krizin ortasında can çekişiyor. Bir yanda vahşi kapitalizmin doymak bilmez iştahıyla sömürülen, posası çıkarılan bir tabiat var; diğer yanda menfaati ve egoyu putlaştıran seküler aklın Gazze’de, Orta Doğu’da sergilediği o kanlı tiyatro… Nitekim Sayın Cumhurbaşkanı da forumun kapanışında çok net söyledi: "Bilinçsiz tüketim tabiatı hırpalıyor. İklim krizinin derinleşmesinde en büyük payı olan ülkeler, en az etkilenenler." İşte bu küresel riyakarlığın ortasında bizim forumda ıskaladığımız, eksik bıraktığımız çok hayati hususlar oldu.

Tam orayı açalım Hocam. Neydi o ıskaladığımız şey? Yani sahne bizim, ışık bizim, misafirler bizim... Biz neyi eksik bıraktık o kürsülerde?

-Şunu eksik bıraktık Uğur Bey: Forum boyunca çevre sorunları, atık yönetimi ve iklim krizi gibi konular maalesef salt teknik, mekanik ve seküler bir dille ele alındı. Yahu, hastalığı bizzat üreten bu Batı zihniyeti, bugün karşımıza geçmiş bize "Sıfır Atık", "Döngüsel Ekonomi", "Yeşil Mutabakat" gibi kavramları janjanlı ambalajlarla reçete diye satıyor; biz de kendi evimizde bunu hayranlıkla alkışlıyoruz! Amerika ve İsrail’in başını çektiği o Batı aklı, gökyüzünden masumların üzerine tonlarca bomba yağdırırken, yeryüzünde utanmadan "karbon ayak izi" zirveleri düzenliyor. Bizim bu küresel riyakarlığa karşı kendi medeniyet iddiamızın, felsefemizin dilini kurmamız gerekmez miydi?

Bizim bu meseleye bakışımızın epistemolojik temeli, Rahman Suresi’nde bir kozmik manifesto gibi yankılanan "Mizan “yani denge ve ölçü kavramında gizlidir. Mizan, sadece matematiksel bir terazi değildir; varlığın fıtri, estetik ve ekolojik dengesidir. Modern çevrecilik, çöp kutularının renklerini ayırmaktan ibaret sığ bir ritüelle uğraşırken; bizim medeniyet ufkumuzda mesele, nesneleri sadece........

© İstiklal