Nuh’un Gemisi: Araç mı, Sistem mi, Hakikat Modeli mi? Nuh Ne İnşa Etti?
İlk cümleyi net koyalım mı?
Bence burada metni sadece fiziksel gemi diye okumak da eksik,sadece mecazî gemi diye okumak da eksik.
Kuşatıcı ve dolayısıyla en güçlü okuma şudur:
Kur’an burada tarihsel bir kurtuluş sahnesini anlatırken, aynı zamanda bütün zamanlara yayılan ve ilginçtir, bir türlü eskimeyen bir hakikat modelini de ortaya kuruyor.
Yani bu gemi, metin düzeyinde bir olayın parçasıdır;ama anlam düzeyinde hakikatin taşıyıcı ve yüklenici kolonu ve anlamlı bir hayatın sistemidir.
Önce şunu ayıralım: Metin ne diyor, biz ne ekliyoruz?
Metin Nuh’a diyor ki bir gemi yap ve bunu bizim gözetimimiz altında yap! Mimarisi, plan ve projesini, direktifleri bizim verdiğimiz bir gemi!
Ve gemiye vakti zamanı gelip sana da işaret verildiğinde yükleme yaparak içine almaya başla.
Çiftlerden al, aileni al, ancak!
Hüküm verilmiş olanlar hariç!
Sadece bunlarla da kalamazsın ve ayrıca hükmü verilmiş zalimler hakkında konuşma, bir rica ve dua girişiminde de bulunma zira onlar, haklarında hüküm verilmiş olanlardır!
Bütün dünya türlerini tek tek topla,
Bugünkü zoolojik sınıflandırmanın tamamını yükle,
Her türün tüm lojistiğini teknik ayrıntısıyla açıkla
Küresel, biyolojik koruma operasyonu yap demiyor elbette ve bunun zaten imkânı ve mümkünü yok.
Bu çok önemli. Çünkü insanların aklına takılan birçok şey, çoğu zaman Kur’an’ın söylediği şeyler değil, sonradan anlatıya yapıştırılmış ve büyütülmüş tasvirlerdir. Zira yıkım belli bir yerde cereyan ediyor ve dolayısıyla o bölgenin biyolojik çeşitliliği nedir ve ne kadar olabilir ve bütün bunların insan yaşamına direk gerekli olanları nelerdir? Soruları ise ayrıca anlamlı sorulardandır.
Yani önce yükü hafifletelim: Metnin söylemediği ayrıntılar üzerinden metni zamana, mekâna ve belirli bir kavme sıkıştırarak daraltılmış ve mecrasından çıkarılmış bir karanlığa mahkûm etmeyelim.
Böylesi bir okuma bizi ilk rahatlatan adım olacaktır.
Ama şu sorular elbette anlamlı:
O dönemin teknik imkânları neydi?
Her tür nasıl toplanacak?
Nasıl yerleştirilecek?
Bu sorular haklı sorular. Ve bunlar bizi şu sonuca götürüyor:
Buradaki anlatının asıl hedefi, zoolojik bir operasyonu anlatmak olmasa gerek!
Asıl hedef, kurtuluşun mantığını inşa etmek ve öğretmek.
Yani Kur’an burada bize geminin marangozluk planını değil,hakikatin içeri alınışını ve bozulmuş düzenin dışarıda kalışını anlatıyor.
Hakikatin inşası, hakikate tabi olanların korunup kollanması; karşı çıkan çürümüşlüğün hak ettiği adalet ile karşı karşıya bırakılması.
“Gemi” neden büyük bir semboldür?
Firavunun etrafında olanlar sihirbaz ve Nuh’un yanında ki gemi! Ne muhteşem tanım, tasvir ve kavramlar değil mi?
Çünkü gemi, sıradan bir nesne değildir.Gemi şu anlama gelir: Tufanın ortasında ayakta kalan şey
Taşıyan, taşıyıcı sistem!
Seçilmişlerin içine alındığı mutlak korunaklı alan, reçete, yol halitası ve sistem!
Dışarıdaki kaosa rağmen içerde muhteşem bir düzen, huzur, güvenlik, konfor ve zenginlik kuran yapı! İşte inşa edilen GEMİ!
Bu yüzden gemi, Kur’an dilinde çok rahat biçimde şu anlam katmanlarını taşır:
Hakikat gemisitevhit gemisiAhlak gemisiAdalet ve hakkaniyet gemisiİlahi rehberliğin inşa ettiği kurtuluş sistemi
Gemi, su üstünde duran tahtaların toplamı olmanın çok ötesinde, hakikatin taşıyıcı ve koruyucu düzenidir.
Tufan, neyin karşısında duruyor?
Burayı anlamadan gemi anlaşılmaz!
Tufan sadece su değildir! Su olabilir, ama sadece su, asla değildir.
Kur’an; bahsettiği kıssalarda tufan derken bambaşka anlamlar ve tanımlamalar yapar. Tufan derken şunlar ifade edilir!
Bozulmuş toplumsal yapı tufanı!
Hakikatin reddi tufanı!
Uyarıya rağmen direnç tufanı!
Düzenin çöküş tufanı!
Ve bütün bu çürümüşlüğün sonucunda Hak ile bağını koparmış bir toplumun üstüne gelen hukuki ve adil bir tasfiye!
Yani tufan, “yağmur çok yağdı” hikâyesi değildir ve böyle bir bakış açısı Kuran’ın üzerini örtmektir!
TUFAN: ölçüsüzlüğün, hadsizliğin, umarsızlığın, duyarsızlığın, sorumsuzluğun, ana tapınmanın, maddenin egemenliğinin, ahlaki çürümüşlüğün, hukuki ve adalet bağlamında sapmanın ve taşmanın kendisini ifade etmektedir!
Bu yüzden gemi de sadece fiziksel korunma aracı değil,hakikatin korunma kabıdır, HUKUKİ, ADİL VE AHLAKİ BİR SİSTEMİN EGEMENLİĞİDİR!.
Tufan, bozulmuş düzenin taşmasıdır; gemi, hakikatin ayakta kalan sistemidir ve hakkın batıl olana her zaman ve dönemde mutlak egemenliğidir.
“Bizim gözlerimiz önünde ve vahyimizle yap” ne demek?
Eğer gemi sadece sıradan fiziksel bir taşıtsa, bu ifade zaten tek başına çok daha derin bir şey söylüyor:
Kendi kafana göre kurtuluş inşa edemezsin
Yani gemi, insanın kendi aklıyla bulduğu rastgele bir çözüm değil;vahiy ile kurulan bir düzen.
Buradan çok önemli bir sonuç çıkar:Tufandan kurtuluş, iyi niyetle ve basit bir rastgelelik üzerinden kurulmaz kurgulanamaz; ancak ve ancak ilahi ölçü ile inşa edilir.
Bu yüzden bu “hakikat gemisi, ahlak, huzur, güvenlik gemisidir zira burada hukuk ve adalet egemendir” Çünkü vahiy ile yapılan şey, sadece bir tekne değil; bir hayat nizamıdır.
“Çiftlerden al” ifadesi nasıl okunabilir?
Burada iki düzey var.
Birinci düzey: hayatın devamlılığı
Bu, canlılığın sürmesi, soyun devam etmesi, düzenin yeniden kurulması anlamına gelir.
İkinci düzey: varoluşun çift kutuplu dengesi
Kur’an’ın genel dilinde “çiftler” çok güçlü bir kozmik ilkedir:
Yani “çift” ifadesi sadece biyolojik üreme değil;varoluşun denge kodudur ve istenilen şey işte bu dengenin korunması, onlarla savaşma yerine eşgüdüm ama mutlaka tevhidi ve adalet çizgisinde bir yaşam! İşte bu sebeple yanına erdem al, ahlak al, hukuk, adalet, ilke ve dürüstlük ve bu meziyetlerin sahiplerini al!
Bu yüzden gemiye “çiftlerin alınması”, çok derin düzeyde şu anlama da gelir:
Hayatın devamı için gereken denge ilkeleri korunuyor.Tufan her şeyi silmiyor ve zaten tam burada hakikat, hayatın devam edeceği dengeyi taşıyor GEMİ eliyle!
Gemiye alınan şey sadece bedenler değil; hayatın devam ilkeleridir.
“Aileni al, hüküm verilmiş olanlar hariç”
Burası çok nettir ve çok serttir.Ve geminin fiziksel değil, ahlaki, hukuki ve adil bir hakikatin belirleyici ilkeler olduğunu en güçlü gösteren yerlerden biridir.
Çünkü burada çok açık ve ihlali zinhar mümkün olmayan bir ilke var:
Yakınlık kurtarmaz.Soy kurtarmaz.Aidiyet kurtarmaz.Sadece ama sadece Hakikate yönelim kurtarır. Üstelik hakikate sırtını dönenlerden daha evladır HAYVANLAR!
Yani gemi, bir kan bağı gemisi değildir.Bir kabile gemisi değildir.Bir statü gemisi değildir.
O bir İman, inanç, yön, ciddiyet, samimiyet ve kararlılık gemisidir.
Kim doğru yönde ve hakka talip ise içerdedir.Kim yanlış yönde ve dolayısıyla duyarsız, sorumsuz ve ciddiyetsiz ise dışardadır ve dışarda kalmalıdır!
Velev ki babanız, oğlunuz, karınız da ya kızınız olsa bile!
Bu yüzden “adalet ve hakkaniyet gemisi” ifademiz burada anlamını ve yerini bulmaktadır.Çünkü gemi, akrabalık, trollük, sihirbaz, kayırmacılık, torpil, rüşvet ve nepotizm tanımaz ve taşımaz!
Burada tek geçerli bilet ama’sız, fakat’sız, lakin’siz bir teslimiyet ve Hakka taraftar olmaktır.
Geminin kapısı akrabalığa değil, hakikate açılır.
Yazımızın devamı yarına inşallah…
