TARİHTE ERMENİLER “BAĞIMSIZ BİRLEŞİK BÜYÜK ERMENİSTAN” I HANGİ SEBEPLERDEN KURAMAZL
Tarihten Günümüze “ERMENİ SORUNU” ve “KÜRT SORUNU” nun Benzerlikleri
Aziz dostlar, hani halkımız arasında bir deyim vardır ya; “Hık demiş burnundan düşmüş”. Bu deyimin anlamı: “Birbirine tıpa tıp benzeyen olaylar, olup bitenleri tanımlamak” demektir. Bunu konumuz tarih ilmi bakımından, tarihte olup biten bir olayla, günümüzde başlayan ve süreci devam eden bir olayı birbiriyle ilişkilendirilip tıpa tıp aynı olduklarını tanımlamak için bu deyimi ara konu başlığımız Ermeni ve Kürt Sorunları iki olayı için de “ikisi birbirinin burnundan hık diye düşmüş iki olay” olarak da tanımlayabiliriz. Bunlar nasıl olmuşlar, başlangıçları ne zaman ortaya çıkmış ve süreçleri nasıl yaşanmıştır, yazımızın birinci bölümünden olarak ana konu başlığımız çerçevesinde anlatacağız.
“Bağımsız Birleşik Büyük Ermenistan” ın Kurulamaması Sebepleri
“ERMENİ SORUNU” nun Tarifi
Tarihte, adı hep “Ermeni Meselesi” adıyla geçen, günümüzün diliyle “Ermeni Sorunu” olarak tanımlanan ve tarifi “Osmanlı Devleti’nin Hıristiyan tabası denilen etnik azınlık unsur, genelde yoğun olarak Doğu Anadolu’da yaşayan, Orta ve Batı Anadolu’ da da nüfusları bulunan Ermenilerin,
1-1789 Fransız İhtilalinin Nasyonalizm Reaksiyonundan fikri, felsefi olarak etkilenmeleri yanında,
2- Asıl olan, 19. asır Balkan Hıristiyan Milletleri Milliyetçiliğinden etkilenerek Doğu Anadolu’da Bağımsız Ermenistan Devleti kurmaktır” olarak kendisini gösterir.
Doğuşunda “Kırılma Noktası” veya “Baz Başı” “BALKARLARIN SEVR” İ 13 Temmuz 1878 BERLİN ANTLAŞMASI
“Ermeni Meselesi” nin doğuşunda bu “kırıma noktası”na nasıl gelinmişti?
Bizans’ın, Selçuklu Devleti zamanında, Doğu Anadolu’da yaşayan Ermeniler, Bizans yönetiminin ekonomik sömürüsü yanında ve dini baskılarından olarak da Hıristiyanlığın Gregorian mezhebinden olan Ermenileri Yunanlıların mezhebinden Ortodoks yapmak için çalışmaları vardı. Ermeniler, bu sebepten Selçuklu Türklerini 1071’den itibaren kendileri için “KURTARICI MİLLET VE DEVLET” olarak karşılamışlardı. Bunu sebep, Selçukluların ekonomik sömürüleri önlemeleri ve farklı din ve mezheplere hoşgörülü olarak bakmalarından ileri geliyordu.
Bu sefer de Selçuklu Devleti yerine kurulan Osmanlı Devletinin 1353’de Rumeli’ye (Balkanlar) geçip burada fetihlere başladığı sırada, Balkan Hıristiyan Ortodoks milletleri Rumlar (Yunanlılar) Bulgarlar, Sırplar, Makedonlar, Romenler vb hem Bizans idaresinin ekonomik sömürüsü ve zulmü ve hem de Balkanlarda Bizans’tan daha geniş bir alanı hakimiyetinde bulunduran Katolik Venedik Cumhuriyeti’nin de ekonomik sömürüsü ve Ortodoksları Katolik yapmak bakısı sebebiyle, bundan kurtulmak isteyen adı geçen Hıristiyan Milletler, huzurlu Osmanlı yönetimini kendi ülkelerine davet ederek, onun yönetiminde, yaklaşık 400 yıl süre ile 1800’lü yılların başlarına kadar ona etnik sebepler ve bağımsızlıklar bazında olmayaraktan isyan etmeden huzur ve refah içinde yaşamışlardı. (Bu konuda belgelere dayalı daha geniş bilgi için benim şu kitabıma bakınız: “Tarihte Âdil Türk İdaresi”)
1800 – 1918 zaman diliminde isyanlara damgasını vuran ana sebep, Balkanlar Hıristiyan unsurlarının Osmanlıdan gördükleri zulüm ve baskı yönetimi değil, Avrupa’da 1789 Fransız İhtilalinin Nasyonalizm fikirlerinin pompalanması yanında, “anavatanlarımızda atalarımızın kurdukları krallık veya imparatorlukları yeniden kurmak istiyoruz” ikinci bu ana sebebi yanında. Emperyalist Kapitalist Ekonomik Düzen Sömürgeni Büyük Devletlerinin (İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya, Avusturya, İtalya vb) sömürgecilik ve yayılmacılık emellerini gerçekleştirmek için Osmanlı Hıristiyan milletlerini isyana tahriklerinin bu üçüncü sebebinin sonuçları olarak 13 Temmuz 1876’da Berlin Antlaşmasıyla Osmanlının Balkanlardan büyük ölçüde atılmasına yol açılmış, bu atılışı tümleyen de 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması olmuştu. Bu haller sonucu, bu iki antlaşmaya “BALKANLARIN SEVR ANTLAŞMALARI” tanımlamaları yapılmıştır.
Berlin Antlaşmasıyla, Osmanlı tarihinde ilk defa, 1830’da Yunanistan’ın erkenden bağımsız olup, bunun ardından Bulgaristan (ilkin özerlik yönetimi ile), Romanya, Sırbistan, Karadağ’a bağımsızlık verilmesi ve ayrıca Osmanlı’nın Bosna-Hersek Eyaleti’nin de Avusturya – Macaristan’a bağlanması sonucu, bunlar, kendileri de Hıristiyan olmaları sebebiyle Osmanlı Anadolu Türkiye’sinde “vatan bölücülüğü” konusunda Ermenileri de etkisine almaştır ki,
1-Ermeniler, nüfusları içinde oldukça sınırlı sayıda da olsa, Berlin Antlaşmasıyla, bağlı bulundukları Osmanlı Devletinin artık yaşayamayacağını ve bu sebepten “kendilerinin başlarının çaresine bakmak” tan olmak yanında,
2- Balkan Milliyetçiliğinin etkisinde kalarak da, Balkan Hıristiyan milletleri tümüyle Osmanlıdan ayrıldıktan sonra, kendileri ve “Avrupa nezdinde” de denilerek, Asya Hıristiyanları olarak “kurtuluş, bağımsızlık sırasının kendirline geldiği” zehabına (olmayacak hayaline kapılma) kendilerinin de “bağımsız devletleri Ermenistan” ı kurmaya sevk etmiş, tetiklemiştir.
13 Temmuz 1878 Berlin Antlaşmasıyla Ermeni Meselesinin Doğuşu ve Siyasallaşması
Osmanlı Devleti, 1877-78 Türk – Rus Harbinde çok ağır bir yenilgiye uğramış, Rus ordusu, Balkanlar üzerinden İstanbul’un varoşu (kenar mahallesi) denilen Ayastefanos’a (bugünkü Yeşil Köy) kadar gelmiş, İngiliz Donanmasının Marmara’ya girişinden çekinerek İstanbul’u da ele geçirememiş, karargahını adı geçen varoşa kurmuştu.
Osmanlı Devleti ile Rusya arasında sulh antlaşması imzalanacaktı. Rus heyetine, Panslavist ve azılı Türk düşmanı Rusya’nın İstanbul Büyükelçisi General İgnatiyef başkanlık ediyordu. Tam bu sırada, Osmanlı Ermenileri Patriği Nerses, hiçbir resmi sıfatı ve görevi bulunmadığı halde, bir heyetle Rusya delegasyonunu ziyaret ederek onlardan Rusya’nın himayesinde bir “Ermenistan Devleti” nin kurulmasını istedi.
İstedi ama, o yıllarda böyle bir devletin kurulmasının ciddi sebepleri ve uygun şartları yoktu. Bu durum karşısında, azılı Türk düşmanı ve Ermeniler sevdalısı İğnatiyet “orta yol” bir tedbir buldu: Doğu Anadolu’da Ermeniler lehine ıslahatlar yapılması. Bu, 5 Mart 1878’de imzalanan AYASTEFANOS ANTLAŞMASI’na 16. Madde olarak şöyle girdi: “Ermenistan’da Rusya Askerlerinin işgalinde bulunup Osmanlı Devletine geri verilmesi lazım gelen yerlerin boşaltılması, oralarda iki devletin iyi münasebetlerine, zararlı karışıklıklara sebebiyet verebileceğinden Osmanlı Devleti, Ermenilerin yerleşik olduğu vilayetlerde mahalli menfaatin gerektirdiği ıslahat ve düzenlemeleri yapmayı, Ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karşı emniyetini korumayı taahhüt eder.”
Ayastefanos Antlaşmasına Büyük Devletler, kendi emellerine aykırı maddeler bulunduğunu ileri sürüp buna cephe alınca, tadilatı için Temmuz 1878’de Alman Başbakanı Bismark’ın başkanlığında Berlin Kongresi toplandı. Yapılacak Berlin Antlaşmasına, “Ermeni Islahatı” maddesi yeniden aynen 61. Madde olarak girdi. Hem de “ağırlaştırılmış” haliyle, “Anlaşmaya taraf devletler alınacak tedbirlerin yerine getirilmesini kontrol edecekler” denilerek, onlara Osmanlının içişlerine müdahale hakkı da verilmiş olunuyordu.
Bütün taraf devletlere kabul ettirilen 61. Madde önemi itibariyle, bu sefer de Ermenilere istinaden “Ermeni Meselesi Vatan Bölücülüğü” ne yol açmak ve üstelik de ona bir “adres” vermek suretiyle bu meselenin Osmanlı iç-dış politikası ve uluslararası boyutlarda “siyasallaşması” na yol açtı.
Berlin Antlaşması 61. Maddesinin Ermeni Terör Örgütleri Elinde Bir Silah Oluşunun İtirafları
Ermeni ayrılıkçı hareketi önderleri, ellerine verilen 61. Madde’ye, önce “ıslahat” tı , sonra “özerlik” ti ve üçüncü ve son olarak da, bunlar “bağımsızlık” a yol açacağı için “mal bulmuş Mağribi” gibi seviniyorlardı. Bu cümleden olarak, hemen antlaşmanın ertesi 1879’da, Berlin Kongresi’ne hiçbir resmi ve protokol sıfatları olmayarak eski Ermeni Patriği Hırımyan’la birlikte katılan Nurias Ceras, Berlin Antlaşmasının kendileri için önemini Ermenilere anlatan broşüründe şunlardan bahsediyordu: “61. Madde, ileride kuracağımız ulusal binanın (Ermeni Devleti) temelini attı. Gerçi Avrupa bize özerklik vermedi, ama bize öyle bir madde bağışladı ki, bu bizi, erişmek için yanıp tutuştuğumuz amacımıza (Bağımsız Ermenistan) amacımıza ulaştıracaktır. Bu ıslahatlar bir gün idare özerkliğe dönüşecektir. Cesaretimizi yitirmeyelim. Bize bahşedilen nimetlerden en büyük yararı sağlamaya çalışalım. Avrupa elimize silah verdi. Paslanmadan bu silahı kullanalım… Berlin Kongresi’yle bir altın madeni elde ettik. Bu maden ocağını çalıştırmak ve altını çıkarmak bize düşer…. ” (Bilal Şimşir, İngiliz Belgelerinde Osmanlı Ermenileri, Milliyet, 6 Nisan 1983, s.5).
“Birleşik Büyük Bağımsız Ermenistan” ın Kurulamayacağının Sebepleri
Bundan maddeler halinde başlıklar ve kısa açıklamalarla bahsedilecek olunursa şu sebeplerin varlığını görürüz: (Bir not: Aşağıda özet olarak vereceğim izahların bütün tarih belgeleri “Ermeni Meselesi Nedir Ne Değildir?” isimli kitabımda mevcuttur. Bunları, belgeli ve detayları öğrenmek isteyenler bu kitabıma başvurabilirler)
1- 61. Maddenin Karşılığı ve Alt Yapanın Olmayışı: Bu maddenin esasını “ıslahat yapmak” ve “Ermenileri Kürtler ve Çerkezlerin saldırılarından korumak” teşkil ediyordu. Islahatın karşılığı yoktu. Olması için hayat şartlarının çok kötü olması gerekiyordu. Halbuki Doğu Anadolu’nun en huzurlu halkı Ermenilerdi. Bunun böyle olduğunu birçok gezer gözlemciler dile getirmişlerdir.
Sonra, durup dururken Müslümanlar Ermenilere niçin saldırsın dı? Zaten yüzyıllarca bir arada kardeşler gibi yaşıyorlar, bu sebepten de Ermenilere “Millet-i Sadıka” (En güvenilir millet) deniliyordu.
Günümüzün Kürtleri için ulusal ve uluslararası “siyasallaşma” ve “adres vermek” e yönelik 61. Madde benzeri bir yapılanma yoktur. Buna nazire, PPK ve türeleri benzeri örgütlerin “siyasi istekleri” baz alınacak olunursa, bunların da hiçbir karşılığı ve meşruiyeti yoktur. Zaten bunun böyle olduğunu da “terörü bitirme süreci ” denilen bu yapılanmada Apo bunları itiraflar kabilden dili getirmiştir. “Çözüm” için “Demokrasi” isteğiyse bu zaten Türkiye’de vardır. Hiçbir yerde, sen şu mu, bu musun diye ayrım yapılmaz ve yapılmıyor.
2-Demografik Yapının Karşılığı ve Alt Yapısının Bulunmayışı: Ermeniler, Doğu Anadolu’da “azınlık” olup Müslüman nüfuslar Kürtler, Türkler, Çerkezlere vb oranı % 20 idi. Böylece de bunun da karşılığı yoktu. Bu azınlık için ıslahat, özerklik ve en sonunda da bağımsızlık istemek “adaletsizlik”, “eşitliksiz” olurdu. Bu sebeplerden, o zamanların “Taçlı Demokrasi ” denilen yürürlükteki Meşrutiyet (23 Adalık 1876’da bu ilan edilmişti) kendisine aykırı olduğu için bunlara izin veremezdi.
Gürümüzün Kürtleri için de böyledir. İçimizde % 20 – 25’lik oranı ve üstelik de bunların yarıdan fazlası Batı Anadolu’da yaşadığı halde, ayrı bir devlet kurmaları mümkün değildir.
Sonra, Ermeni nüfusu sadece Doğu Anadolu’dan ibaret değildi. Ta bütün bölgeler ve denizlere kadar her yerde yoğun bir Ermeni nüfusu yaşıyordu. % 20 azınlık için Doğu’da Ermenistan kurulursa bunların hali nice olurdu? Hiç düşünen yoktu. Günümüzde Kürtler için de böyledir.
3-Coğrafyasının Karışığının Olmayışı: Bu da yoktur. Çünkü, “milli bağımsız bir devlet” kurmak ” için, belli sınırlarda derli –toplu bir “Anavatan ve kavramı” olması gerekir. “Ermenistan” denilen vatan – coğrafya nerede başlar, nerede biter belli değildir.
Tarihte ve hatta PKK benzeri Ermeni ASALA terör örgütü mensubu bir çok Ermeni teröristin “hayali ve absürt” olarak dile getirmeye yeltendiği ta Kars’tan Sivas, Diyarbakır, Adana (Burada adına “Kilikya Ermeni Kıralığı” de denilin bir krallık kurmak hayali)) ve “denizsiz olunmaz, denize çıkış” diyerek İskenderun Körfezine kadar çoğunluk nüfus Müslümanları çiğneyip ezerek bir “Birleşik Büyük Bağımsız Ermenistan” kurulamazdı.
Kürtler için de durum aynı ve Ermenilere nazaran karşılığı daha çok olmayan bir yapılanmadır. Hatta buna günümüzden canlı bir örnek, “TBMM’de PPK ‘nın siyasi uzantısı” denilen DEM partisinin bir milletvekilinin Meclis kürsüsüne çıkıp, açık açık “Doğu bizim, Batı hepimizin” demesi “ külliyen yanlış ve “akıl tutulması” nın bir ürünüdür.
4-Dil ve tarih açısından: “Her toplum için ayrı dil demek”, “milli dil” demek ve bu da bir milletin milli varlığına sebep olduğu için “millet” yapılanmasıyla onun varlığına sebep olmak demektir. Bu haliyle var olan “Ermenice” ile Ermeniler de zaten tabii olarak bir millettir.
Yer yüzünde yaklaşık olarak irili-ufaklı 6 bin çeşit “milli dil” ve bunu bağlı olarak da irili-ufaklı 6 bin çeşit millet var demektir. Ama, bu kadar “anavatan” ve “milli devlet” yoktur. Günümüz itibariyle 208 devlet vardır. Bunlar genelde, “millet olmakta üstün ırk asabiyetine sahip olmaktan” denilerek, “tam ve mütekamil-normal millet haline gelmek” süreçlerini tamamladıklarından, 6 bin çeşit milletin içinde “büyük millet” olmaktan “üst yapı” kimlikleriyle, bir de elle tutulur gözle görülür “anavatanları” bulunduğundan devletleşme , devlet kurma şartları da oluştuğu için “milli devletleri” ni kurabilmişlerdir.
Bu süreci tamamlayamamış küçük veya ufak kalan küçük milli dil- millet olanlar ise, tabii olarak bunla yani “Büyüklerin” vassalı veya bağımlısı halinde yaşmak zorunda kalmışlar, “üst kimlikli” devlet yapılanması altında bu “alt kimlikli” halleriyle, bütün millet olma hakları korunduğu için bundan rahatsız olmamışlar, hem de “azınlık” olarak kendilerini yok edip tarihten silebilecek “üst kimlik” hakim unsurlara karşı “bağımsızlık mücadeleleri” vermemeyi kendileri için en akıllı yol olarak seçmişlerdir.
Tarihten bu güne, zaten irili- ufaklı 6 bin çeşit milletin 6 bin çeşit değil de 208 çeşit devlet kurabilmelerini, kendi içlerinde iç ve dış ana dinamikleri bunlar olmuştur.
Ermeniler de, 6 bin çeşitten “küçük” lük sınıflamasından (belki biraz da ez büyüklüğü) olduklarından da “Büyük Ermenistan” ı kurabilecek halleri yoktu ve yoktur da. Zaten dil yanında, “tarih hafızaları, şuurlar ve milli tarih arşivleri” nin de yeterli olmaması sebebiyle de daima, kendilerinden büyük ve “üst kimlikli” Bizans, Arap, Fars ve Türk İmparatorluklarının “tam ortası coğrafyası “denilebilecek dar bir alanda( genelde Ağrı dağı ve çevresi) “vassalı - tabisi” olarak yaşamışlardır. Bir ara Ağrı dağı merkez olmak üzere “Ermeni Kırallığı” olarak küçük kırallıklarını kursalar da, bu da hiç bir zaman “tam bağımsız” olamamış, adı geçen “büyükler” e tabi olarak yaşamışlar, Selçuklu ve Osmanlı Türk İmparatorluğu dönemlerine geldiklerinde, bunlarla tam bir “kader birliği” ve “entegrasyon” yapılanmasından olarak krallık yönetimlerine son vermişler ve hele Osmanlı döneminde onlara tam anlamıyla entegrasyona girerek “Millet-i Sadıka” özel sıfatını almışlardır.
Ermelerin Müslüman Türklere “tebaa” veya “entegre” oluşları o derece ileri gitmişti ki, bu uğurda kendi milli dillerini bile “ihmal” ederek Türkçe konuşup yazmaya başlamışlar, sosyal, örf ve adetler yapılanmalarıyla da Türklerle büyük benzerlik ve kaynaşmadan olarak; üzerlerinde hiçbir Türk baskısı ve asimilasyon operasyonları olmadığı halde, kediliklerinden kaynaklanan “iyice Türkleşebilme” sebebiyle de, özellikle Avrupa’da “Ermeni ” dendi mi yanına bir de “Türk” eklenerek, “Türk Ermeni” veya “Ermeni Türk” denilmeye başlanmıştı. Bu deyim, 19. Yüzyıla kadar devamlı kullanılmış, 1876 Berlin Antlaşmasından sonra, “suni” diyebileceğimiz Ermeni ayrılıkçı vatan bölücülüğü başlayınca, bu ters yüz olmuş, “Ermeni, Ermeniler” denilmeye başlanmıştır. 27 Şubat 2026
Bu konuda yazmaya devam edeceğiz...
