Günümüz Dünya Sorunlarınıçözmek İçinbir Tarih Dersi Ve Analizi Osmanlı İmparatorluğu’nun Panoraması
Çağının İmparatorluk Geleneği Konjonktüründe Osmanlı
Osmanlı Devleti, yıkılan Büyük Selçuklu İmparatorluğu mirası merkez toprakları Anadolu’da 1299’da kurulduktan sonra, üç kıta Asya, Avrupa ve Afrika’daki fetihleriyle birlikte büyüyerek, Büyük Roma İmparatorluğu çapında büyük bir imparatorluk haline gelmesi, hem Müslüman Türk tarihi ve hem de Dünya tarihinde “büyük dönüm noktaları” ndan birisi olmuştur.
Türk milleti tarihi açısından bunun anlamı, yaklaşık 5000 yılık Türk tarihinde Türklerin “Tarihlerinin ne büyük zirveleri” ni yaşamaları olmuştur. Dünya tarihi açısından ise, Osmanlı’nın “çağ kapatıp yeni bir çağ açan” devlet olması özelliği de kazanmasından olarak kendisini göstermiştir. Buna, 1453’de İstanbul’un fethi damgasını vurmuş, bu olay, “Ortaçağ” ı kapatarak “Yeniçağ” adıyla anılan çağın doğmasına yol açmıştır. Zaten, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethiyle de Osmanlı Devleti bir “imparatorluk devleti” sıfatını alarak, artık bundan böyle “Osmanlı İmparatorluğu” adını almış oluyordu.
Adı geçen imparatorluk, “kurucusu asli unsurları” denilen yalnızca Müslüman Türklerin değil, üç kıtada yıkılan Büyük Roma İmparatorluğu’nun geniş toprak sınırları üzerinde kurulduğu için bu imparatorluğun da bir çeşit “benzeri” imparatorluk olmuştu. Bu toprak büyüklüğü yanında demografik veya nüfus yapılanması ve karşılığı olarak da onun bir çeşit diğer bir benzerliği idi. Çünkü, büyük topraklar hitterlandından olarak, Anadolu ve Balkanlar Ortodoks Hıristiyan dünyası yanında, Asya Müslümanları Müslüman Araplar da onun tebaası haline gelmişlerdi.
Osmanlı İmparatorluğu nüfusunun büyük bir kısmını kurucu unsurlar olarak Müslüman Türkler meydana getirirlerken, ikinci büyük unsurunu Anadolu ve Balkanlar topraklarında Grek ve Slav Ortodoksların nüfusu ve üçüncü büyük unsurunu ise, Asya ve Kuzey Afrika’da Müslüman Araplar meydana getiriyorlardı. rus
Gerek Müslüman Araplar daha erkenden ve gerekse Ortodoks Hıristiyanların İstanbul’un fethi yıllarında bir çeşit “kendi istekleriyle” denilerek, Osmanlı İmparatorluğu nüfuzu ve hakimiyetine girmeleri, onu bir çeşit üç büyük unsurun bileşkesinden olarak üç kıtada “Müslüman Türkler, Araplar ve Hıristiyan Ortodokslar İmparatorluğu” haline de getiriyordu.
Müslüman Arapların İmparatorluk Miraslarını Erkenden Müslüman Türklere Devir ve Teslimi
Müslüman Arapların Müslüman Türklere entegrasyon ve adaptasyonu, daha erkenden kendisini Büyük Selçuklu Devleti kurulurken göstermişti. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in 622’de hicret edip, Medine’de kurduğu “İslam Devleti”, 4 Halife ve başkenti Şam olan Emevi Halifeleri Devirlerinde büyüyerek sınırları, Asya’da bütün Arap yarımadası, Çin Seddi ve Güneydoğu Anadolu Toroslar sıra dağlarına, Kafkasya, Afrika’da, Kuzey Afrika yoluyla Avrupa’da tậ Fransa ve İspanya’yı birbirinden ayıran Pirene sıra dağlarına kadar uzanan büyük bir “Müslüman Arap İmparatorluğu” halini almıştı.
“Büyük Müslüman Arap İmparatorluğu” nun gerilemesi ve yıkılması, kendisini başkenti Bağdat olan Abbasi Halifeleri devrinde gösterdi. Bu gerileme ve yıkılışa içten ve dıştan “iki büyük istila” sebep oldu.
1-“Mezhepler ayrımcılığı ve İstilası” ndan olarak: “Şia Fatimiler” istilası kendisini erkenden gösterdi. Arap Sünni Halifeliği’ne aykırı bu mezhep istilası, kendisini neredeyse başkent Bağdat önlerinden ta Mısır’a kadar yayılarak, “Fatimiler Halifeliği Devleti” nin kurulmasıyla birlikte İslam dünyası “iki başlı” hale geldi.
2-“Etnik çekirge sürüsü Moğol istilası”: Abbasi Halifeliği, ikinci büyük tehdit ve tehlike olarak Moğol İmparatoru Hülagu’nun istilasına uğradı. Bağdat alınıp Abbasi halifesi öldürüldü. İslam toprakları “çekirge sürüsü” gibi yağmalandı. “Çekirge sürüsü” diyoruz; çünkü, Moğol istilası, Ortadoğu’ya Moğol nüfus getirip yerleştirmedi. Moğol askerleri bölgeyi yağladıktan sonra çekirge sürüleri gibi çekip gittiler. Ardından yeni bir Abbasi halifesi seçilerek zayıf Arap devleti devam etti.
3-Bizans İmparatorluğu tarafından istilaların başlaması: Arap İmparatorluğu zayıflayınca, Bizans İmparatorluğu bundan faydalanarak Toros dağlarından Kafkasya’ya kadar uzanan Arap hakimiyetine son verdi. Sıra giderek, adı geçen dağlarının güneyinin de istilasına gelecekti.
İşte, Müslüman Arap Dünyası ve Halifeliğini bu üç büyük hengameden kurtaracak olanlar, Müslüman olduktan sonra, İslam Medeniyeti ve Dünyasının merkezi Ortadoğu’ya yeni bir “taze kan” olacak olan Orta Asya’dan Müslüman Türk göçlerinin varlığı oldu. Bu göçleri iki ana sebep tetiklemişti:
1-Moğol baskısı: Büyük Moğol Hükümdarı Cengiz Han’ın fetihleri, “Moğol tarihinin zirvesi” olmuş, ondan sonra düşüş başlamış ve giderek kabuğuna çekilerek Japonlar, Çinliler ve Hintliler gibi artık fetihçi olmayarak “durağan bir ırk” haline geleceklerdi.
Türklerin Orta Asya’daki anavatanları Moğollarla sınır idi. Cengiz’in fetihleri başlayınca, tazyikleri kendisini Türkler üzerinde de gösterdi. Bundan kurtuluş için Batı’ya doğru göçler başladı.
2- Batı ve giderek Ortadoğu merkezine Türk göçlerini asıl tetikleyen, 900’ lü yılların başlarından itibaren Türklerin Müslüman olmaya başlamaları oldu. İlk Müslüman Türk Devleti “Karahanlılar Devleti” 1840’da Maveranünnehir’de kuruldu. Bunu, ikinci Müslüman Türk Devleti olarak İran’da Selçuk Bey tarafından 1037’de kulan “Selçuklu Devleti” izledi. O ölünce yerine oğlu Tuğrul Bey geçti.
Türklerin Müslüman olup, Ortadoğu İslam’ın merkezine göçleriyle burada devletler kurmaya başlamaları, artık çökmekte ve devrini tamamlamaktan olarak değerlendirilerek, Arap Halifeliğini kurtarmak uğrunda “yeni bir taze kan vermek” e yorumlandı.
Abbasi Halifesi Kaim bi-Emrillah, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’i Bağdat’a davet ederek, İslam dünyası üzerindeki kendi “siyasi ve askeri hakimiyeti” ni Tuğrul Bey’e devretti. Devir –Teslim töreni 1058’de Halife’nin sarayında yapıldı. Tuğrul Bey ve ümerası silahsız olarak saraya girdi. Kendisine hazırlanan bir tahta oturtuldu. Halife’nin kendisini, bütün Müslümanların sultanı olduğunu ilan eden beyannamesi okundu. “Artık, İslam İmparatorluğunun bir ruhani reisi olmaktan başka bir şey olmayan Halife, Selçuklu Hükümdarına, Arap ve Acem ülkelerinin hakimiyetini simgelemek üzere başına iki taç koydu ve beline muhteşem bir kılıç kuşattı… Tuğrul Bey, Şark ve Garp Sultanı ilan edilmek suretiyle merasime son verildi.” (I. A. Sedillot, Histoire Generale Des Arabes, C.I, Paris, 1877, s. 272)
En sonunda İslam dünyasının “Ruhani Reisliği” denilen Halifelik de Yavuz Sultan Selim’in 1517’de Mısır’ı fethi ile birlikte, Müslüman Türklere geçti. Sultan, son Abbasi Halifesi III. Mütevekkil’den Kahire’de yapılan devir-teslim töreniyle halifelik sıfatını kendi üzerine alıp, yine ondan alınan “Mukaddes Emanetler” ile birlikte İstanbul’a döndü.
Tuğrul Bey, “Büyük İslam Sultanı” ilanın ardından, Irak’ın büyük bir kısmı ve Suriye’nin tamamına hakim Şia Fatimiler Devleti üzerine askeri seferler düzenleyerek bunun varlığına son verip, buraları Büyük Selçuklu Devletine bağladı.
Ardından, İslam’ın Cihat ruhuyla “gaza alanı” denilen “Küffar Bizans” üzerine seferler başlatılarak Anadolu’nun fethi işine girişildi. Tuğrul Bey ölünce yerine oğlu Alparslan geçti. 1071’de Malazgirt’te Bizans İmparatoru Romanos Diogenes’i yererek Anadolu kapılarını Türklere açtı.
Arap İmparatorluğu, Bizans üzerinden İslam’ın hakimiyetini ancak Toros dağlarının güneyine kadar taşıyabilmişti. İstanbul’u fethe yönelik 9 seferi ise başarısızlıkla sonuçlanmıştı.
İslam Dünyası hakimiyetinin, Anadolu yarımadası, Balkanlar üzerinden Viyana’ya kapılarına,........
