menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ramazan Bayramı’nın Hikmeti: Bayramı Bayram Yapan, Nefsin Terbiyesi, Kalbin Dirilişi, Kazanımların Mutluluğu

13 0
22.03.2026

Şevval hilali ufukta göründüğünde, gökte sadece ince bir nur çizgisi belirmez; aynı anda mü’minin kalbinde de bir ay boyunca sabırla, ibadetle ve gözyaşıyla örülen manevî iklim aydınlanır.

Ramazan Bayramı, sadece orucun bittiği bir gün değildir. O, sabrın şükre dönüştüğü, kulluğun sevinçle taçlandığı, nefsin diz çöktüğü, ruhun ise dirildiği mübarek bir eşiğin adıdır.

Müslüman bu bayramda açlığın bitmesini değil; açlıkla terbiye olan nefsi, namazla dirilen ruhu, Kur’ân-ı Kerim’le nurlanan kalbi ve infakla genişleyen vicdanı kutlar. Çünkü bayram, oruçtan kurtulmanın değil; oruç sayesinde kendine gelmenin, Rabbini yeniden hatırlamanın ve kulluk şuurunu tazelemenin sevincidir.

Bu yüzden bayram sabahı sadece sofralar değil, gönüller de kurulur; yalnız çocukların yüzü değil, hüzün taşıyan kalpler de gülsün istenir. Büyüklerin ellerine uzanan hürmet, çocukların gözlerindeki ışık, yoksulun sofrasına ulaşan ikram, camilerden yükselen tekbirler hep aynı hakikati söyler: Bayram, mü’minin sadece kendisi için değil; ailesi, akrabası, komşusu, yetimi, yaşlısı, garibi ve bütün ümmet için yeniden sorumluluk duymasıdır.

Fakat bugün içimizi yokladığımızda acı bir gerçekle yüzleşiyoruz: Bayramın mânâsı yer yer inceliyor, özü gölgeleniyor, ruhu ise modern hayatın gürültüsü içinde sessizce geri çekiliyor.

Ziyaretin yerini mesaj, muhabbetin yerini meşguliyet, gönül almanın yerini şekil alıyor. Nice evlerde bayram hazırlığı var; ama bayramın asıl hazırlığı olan kalp temizliği eksik. Nice sofralar kuruluyor; ama nice gönüller hâlâ kırık. Nice yollar tutuluyor; ama nice kapılar çalınmıyor.

Oysa bayram, sadece yeni elbise giymek için değil; eski kırgınlıkları gidermek içindir. Sadece tatlı ikram etmek için değil; tatlı dil ve temiz yürekle yeniden yakınlaşmak içindir. Sadece dinlenmek için değil; unuttuğumuz akrabayı, ihmal ettiğimiz komşuyu, yalnız bıraktığımız büyüğü, mahzun duran yetimi hatırlamak içindir.

Bayram, “ben”in kabuğunu kırıp “biz”in rahmetine yürümektir. Eğer bayramı sadece tatil planlarına, yol telaşına, alışverişe ve gösterişe sıkıştırırsak, elimizde görüntü kalır ama mana kalmaz; kalabalık kalır ama kardeşlik kalmaz, şeker kalır ama tat kalmaz. Asıl yoksulluk da budur: Nimetin çoğalıp merhametin eksilmesi, evlerin dolup gönüllerin boşalmasıdır.

Bu yüzden bayramı yeniden özüne döndürmek mecburiyetindeyiz. Çocuklarımıza bayramın sadece harçlık değil dua ve kaynaşma olduğunu, sadece yeni ayakkabı değil temiz kalp ve gönül birliği olduğunu, sadece misafirlik değil sıla-i rahim olduğunu, sadece sevinç değil şükür olduğunu öğretmek zorundayız.

Onlara bayramın, gönlü kazanılan anne-babanın duasında saklı olduğunu; hürmetle elleri öpülen dede ve ninenin gözlerinde parlayan özlemde yaşadığını; beklenti içinde olan bir fakirin sofrasına ulaşan ikramda çoğaldığını; bir küslüğün bitişinde, dargınlığın sona erişinde güzelleştiğini anlatmak zorundayız.

Çünkü bayram, bir medeniyetin en görünür ahlâkıdır. Aileyi aile yapan bağı, komşuyu komşu yapan hukuku, toplumu toplum yapan merhameti ayakta tutan büyük bir rahmet mevsimidir.

Eğer bu mevsimi kaybedersek sadece bir geleneği değil; bizi biz yapan iç sıcaklığını, irfanı, vefayı ve kardeşlik şuurunu da kaybederiz.

Unutmamak gerekir ki bayram, takvimde gelip geçen üç gün değildir. İnsanın özüne, ailesine, kardeşine ve Rabbine dönüş iklimidir. Gerçek bayram, sofranın zenginliğinde değil gönlün genişliğinde, yolun uzunluğunda değil kapının rahmetle açılmasında, sözün çokluğunda değil kalplerin huzur bulmasındadır.

Eğer bir bayram sabahı bir yetim seviniyor, bir yaşlı yalnız bırakılmıyor, bir fakir mahzun kalmıyor, bir kırgınlık sona eriyor, bir evde dua, sevgi, kaynaşma ve muhabbet yükseliyorsa işte orada bayram vardır.

Aksi hâlde gün geçer, insanlar gezer, sofralar kurulur, tebessümler çoğalır; ama kalpler bayram etmez. Geliniz, bayramlarımızı gerçekten bayram yapalım: Bir kapıyı daha çalalım, bir gönlü daha alalım, bir küslüğü daha bitirelim, bir yetimi daha sevindirelim, bir annenin duasına, bir babanın rızasına, bir garibin tebessümüne vesile olalım.

Çünkü yarın geriye kalacak olan; nereye gittiğimiz değil, kimi sevindirdiğimiz, aileden, akrabadan kimin gönlünü ve rızasını kazandığımız olacaktır. Bayramı tatile çevirenler günü geçirir; bayramı gönle çevirenler ve gönül kazananlar ise temizlenmiş bir şekilde ömrünü bereketlendirir.


© İstiklal