menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aileden Okula Temel Değerlerin Sessiz Çöküşü. Ama Neden? Kim Ne Yapmalı?

28 0
19.04.2026

Bir zamanlar evler vardı; kapıları anahtarla değil besmele ve dua ile açılan… Sofralar vardı; sadece karın değil gönül doyuran… Okullar vardı; tahtasında sadece bilgi değil, hayatın, maneviyatın, görgünün ve edebin de öğretildiği… Sabahları "Bismillah" ile bereketlenen işyerleri, akşamları "Allah’a ısmarladık" nidalarıyla kucaklaşan komşuluklar vardı.

Bir öğrencinin öğretmeninin karşısında saygıyla önünü iliklediği, yere düşen bir ekmek parçasının öpülüp başa konduğu o ince ruhlu dünyadan; aynı evin içinde birbirine yabancı, yan odadaki annesine dijital ekranlardan ulaşan, sanal dünyanın soğuk ışığında üşüyen nesillerin dünyasına ne zaman ve nasıl savruldu insanlar?

Gökdelenlerin gölgesinde güneşin, kalabalıkların ortasında insanın kaybedildiği bir çağın tam ortasında yaşıyoruz. Evlerin duvarları kalınlaşmış, kapılar akıllanmış, imkânlar tarihte hiç olmadığı kadar artmış; fakat içindeki o sıcacık "yuva" ruhu sessizce kaybolmuş.

Bugün çocuklar, gençler, dünyanın öbür ucundaki bir yabancıyla saniyeler içinde bağlantı kurarken, yanı başındaki babasının ve annesinin kalbine ulaşmakta aşılmaz mesafeler yaşıyor. Saygının yerini tahammülsüzlüğün, sevginin yerini menfaatin, ülfet ve muhabbet rüzgârlarının yerini dijital bir soğukluğun aldığı bu dönemeçte, sorulması gereken o can alıcı soru şudur: İnsanlar, kalplerini ve zihinlerini hangi modern savaşın enkazında bırakmış?

Toplumu ayakta tutan çimento, devletin kanunlarından çok önce ailenin ve okulun inşa ettiği ortak ahlâk normlarıdır. İslâm’ın yüzyıllardır bu topraklarda mayaladığı hürmet, şefkat, merhamet, maneviyat ve helal-haram şuuru, toplumsal barışın, adâletin ve güvenin en güçlü sigortasıydı.

Helal lokma şuuru, sadece yenilen yemeğin mahiyetiyle ilgili değildi; kul hakkına girmemeyi, işini dürüst yapmayı, terazide hile yapmamayı, adaletli ve hakkaniyetli davranmayı, liyakati, insafı ve namusu temsil ediyordu.

Tasavvuf geleneğinde "edep ve haya", imanın dışa yansıyan hali olarak görülürdü. Çünkü insan, Rabbine olan bağlılığını önce yaratılana olan saygısıyla gösterirdi.

Bugün ise helal-haram çizgisi flulaştıkça, namus kavramı sadece bedenî bir forma indirgenip ruhî ve ahlâkî bütünlüğünden koparıldıkça, toplumun omurgası çatırdıyor. Namus, dürüstlük ve hürmet gibi kavramlar artık hayatın merkezinde birer "değer" olmaktan çıkıp, ne yazık ki nostaljik sohbetlerin süsü haline gelmiş. Bu zafiyet büyüdükçe, sokaklarda şiddet, okullarda akran zorbalığı ve........

© İstiklal