menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mazeret Değil, Model: Aday Mühendislik Reformu

3 0
previous day

Bir süredir boyun fıtığı rahatsızlığı nedeniyle yazılarıma ara vermek zorunda kalmıştım. Bu kısa ve mecburi aranın ardından yeniden kaleme sarılırken, ilk yazımı genç mühendislerin geleceğine ayırmak istedim. Çünkü bazı meseleler ertelenebilir; ancak gençlerin emeği, umudu ve mesleki geleceği ihmal edilemez.

Her yıl binlerce genç, büyük umutlarla girdikleri mühendislik fakültelerinden ellerinde birer diplomayla mezun oluyor. Ancak hayata atılacakları ilk adımda karşılarına çoğu zaman aynı duvar çıkıyor: “Tecrübeli eleman arıyoruz.”

Peki yeni mezun bir mühendis tecrübeyi nerede kazanacak? Sanayiden yükselen şikâyet de malum: “Uygulamayı bilmiyorlar, sahayı tanımıyorlar, üretim süreçlerine yabancı kalıyorlar.”

Bu eleştirilerin tamamı haksız değildir. Ancak faturayı sadece genç mezunlara kesmek büyük bir yanılgıdır. Ortada kişisel bir eksiklikten çok; üniversite, sanayi ve devletin birlikte çözmesi gereken yapısal bir eğitim ve iş birliği problemi vardır.

Bazı işletmelerde mühendislik diploması almış gençlerin “bir şey öğrensinler” gerekçesiyle uzun süre çırak gibi çalıştırıldıklarına bizzat şahit oldum. Yeni mezun mühendise çırak muamelesi yapmak, bu ülkenin yetişmiş insan kaynağına yapılmış ciddi bir haksızlıktır.

Elbette sanayici de üretimin aksamasını istemez. Hemen sorumluluk alabilecek, sahayı bilen, üretim kültürüne uyum sağlayabilecek eleman arar. Ancak herkes tecrübeli mühendis isterse, bu gençler tecrübeyi nerede ve nasıl kazanacaktır?

İşte burada mazeret üretmek yerine model üretmek gerekir.

Akademide Dengesiz Yoğunlaşma, Sahada Kopukluk

Üniversitenin ve akademinin de bu konuda kendisine dönüp bakması gerekir. Bugün birçok mühendislik bölümünde laboratuvar eksikliğinden söz edildiğinde çoğu zaman bütçe yetersizliği, yönetim desteğinin sınırlılığı veya altyapı imkânlarının azlığı dile getirilmektedir. Bunlar elbette önemlidir. Ancak sorunun bir yönü de akademik yapılanma ve uygulamadan kopuk eğitim anlayışıyla ilgilidir.

Bir mühendislik bölümünde birden fazla anabilim dalı bulunmasına rağmen, yayın yazmanın kolay olduğu çalışmaların ve lisansüstü öğrencilerin yalnızca bir ya da iki alanda yoğunlaşması bölümün eğitim dengesini zayıflatabilmektedir. Hocalar hangi alanda yoğunlaşmışsa, gelen araştırma görevlileri de çoğu zaman aynı alanda yüksek lisans ve doktora yapmakta; bu durum zamanla benzer akademik profillerin çoğalmasına, bazı alanlarda kadro yoğunluğu oluşmasına ve diğer temel alanların zayıf kalmasına yol açabilmektedir.

Sonrasında bu dengesiz yapı öğrenciye eksik uygulama ve sınırlı bakış açısı olarak dönebilmekte; sanayide ise aynı gence........

© İstiklal