İslam Alemi Bu Halde mi Olmalıydı?
Her gün yeni bir senaryo, yeni bir saldırı, yeni bir sömürü planı…
Ne gariptir ki; zengin, sanayileşmiş, ileri teknolojiye sahip, marka ve patent üreten emperyal güçler; neredeyse istisnasız biçimde İslam coğrafyalarına ya da onlarla yakın ilişki içinde olan ülkelere pervasızca müdahale edebiliyor. Kaynakları çekip alıyor, krizleri ihraç ediyor, faturayı başkalarına kesip refahı kendi halklarına sunuyorlar.
Ve bunu artık gizleme ihtiyacı bile duymuyorlar.
Bu “başarılı ama zalim” ülkelerin elinde üç temel güç var:
●Birincisi; ileri teknolojiler, güçlü eğitim sistemleri ve zengin toplumlar.
●İkincisi; üretimi, eğitimi ve hukuku ihmal edilmiş yoksul toplumlar.
●Üçüncüsü ise; bu yoksul toplumların başına musallat olmuş hırslı ama yeteneksiz, çoğu zaman da işbirlikçi yönetimler.
Peki bu tablo kader mi?
İslam dünyası ne zamandan beri bu hâlde?
“İslam dünyası ne zamandan beri geri kaldı?” sorusu çoğu zaman basit ve indirgemeci cevaplarla geçiştiriliyor. Oysa bu soru, yalnızca bir tarih sorusu değil; medeniyet, bilgi üretimi, iktidar ve zihniyet ilişkilerini sorgulayan derin bir muhasebedir.
Gerçek şu ki, İslam dünyasındaki geri kalmışlık tek bir ana, tek bir sebebe indirgenemez. Bu, yüzyıllara yayılan siyasi, kurumsal ve zihinsel kırılmaların üst üste binmesiyle ortaya çıkmış uzun bir süreçtir. Ve altını özellikle çizmek gerekir:
"Sorun İslam’ın özünde değil; tarihsel olarak oluşan donuk yapılardadır."
Altın Çağ:
Geri Kalmışlığın Olmadığı Dönem ile 12. yüzyıllar arası, İslam medeniyetinin insanlık tarihine yön verdiği bir dönemdir. Abbâsîler devrinde Bağdat’taki Beytülhikme, Endülüs’te........
