menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ekrandan sızan zehir

44 0
26.01.2026

Türk dizileri artık yalnızca Türkiye’nin iç meselesi değil. Orta Doğu’dan Orta Asya’ya, Balkanlar’dan Kuzey Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyada milyonlarca insan aynı hikâyeleri izliyor, aynı karakterlerle duygusal bağ kuruyor, aynı davranış kalıplarını zihinlerine kaydediyor. Büyük ve geniş bir coğrafyanın akşam ritüeli oluyor. Bu tablo çoğu zaman “yumuşak güç”, “kültürel etki”, “ihracat başarısı” gibi kavramlarla alkışlanıyor. Oysa perde arkasında daha derin, daha sarsıcı bir tablo var: Bu diziler, izleyicinin yalnızca zevklerini değil, zihin haritalarını da yeniden şekillendiriyor.

O nedenle sorulması gereken hayati bir soru var: Ne ihraç ediyoruz?

Çünkü bu diziler yalnızca mekân, kostüm ya da oyuncu yüzü taşımıyor. Bir hayat tasavvuru, bir ilişki dili ve giderek yerleşik hale gelen bir psikoloji de taşıyor.

Bu diziler, izleyicinin yalnızca zevklerini değil, zihin haritalarını da yeniden şekillendiriyor.

Mercek altına alınması gereken tam da burası.

Dizilerin omurgasını oluşturan anlatılara bakalım. Sürekli entrika, bitmeyen dedikodu, herkesin herkesten kuşkulandığı bir dünya… Güven temelli ilişkiler istisna, manipülasyon kural. Seyirciye, “akıllı olanın değil, kurnaz olanın kazandığı” bir hayat öğretisi fısıldanıyor. Bu fısıltı zamanla normalleşiyor; hatta içselleştiriliyor.

Bir diğer başlık: Agresiflik ve acımasızlık. Sertlik, bağırma, tehdit ve şiddet; dramatik bir araç olmanın ötesine geçip gündelik hayatın olağan parçası gibi sunuluyor. Sorunlar konuşularak değil, ezerek çözülüyor. Güçlü olan haklı, sakin olan zayıf ilan ediliyor. Bu dil, ekranda kalmıyor; sokağa, eve, ilişkilere........

© Internethaber