Hacı Bayram’da bir gece vakti…
Dükkânı Sebastian’la birlikte kapattık.
Hedefimizde Hacı Bayram var.
Şakir, Asistan Ahmet, Necati ve Rasko bir arabaya doluştuk. Ulus’un oraya gelip arabayı ara sokaklardan birine park ettik. Gürültüyle konuşa konuşa Hacı Bayram Veli Türbesi’nin cenaze namazları kılınan geniş avlusuna vardık.
Türbenin önünde feraceli iki kadın diz çökmüş dua ediyor. Duacıları görünce biraz öte tarafa gelip beklemeye koyulduk.
Necati musalla taşına oturdu. Diğerleri taşa yaslandı.
-Ne olacak bu ülkenin hâli?
Rasko sinirle bize dönüp “Hepiniz hainsiniz!” diye bağırdı.
-Kafeye gelen o herifleri dövmeli, kızları da iyice bir azarlayıp babalarını arayarak evlerine teslim etmeliydiniz…
-İster istemez gruptan bir kahkaha patladı.
Necati, şaşkın, biraz da alaycı,
-Kurtkaya elini çöz diyorsun yani.
Rasko bağırdı: Türk’ün kızı Türk kızı gibi olmalı!..
-Sen kafeye gelen Türk oğullarını gördün mü… Adamlar adım attıkça yer titriyordu. Kimle dövecektik onları, şu kırk yaş krizi yaşayan eciş bücüşlerle mi?
Eliyle musalla taşına yaslanmış Asistan Ahmet ve Necati’yi işaret etti. Necati sinirlenerek bir çırpıda oturduğu yerden atlayıp yumruklarını sıktı.
-Bu bileği kimse bükemez…
Ahmet gözlüklerini çıkarıp camlarını sildi.
-Abi sakin olalım. Dua etmeye geldik buraya.
Rasko alaylı bir tebessümle bizi göstererek: İşte Türk okumuş yazmışının hâli. Elinden bir şey gelmez. Türbeye gelip dua eder…
Bizim gürültücü kalabalıktan sesler yükseldi.
-Yarın toplanıp oturma eylemi yapalım…
-Oğlum kimse anlamaz. Zaten herkes oturuyor burada.
Sebastian sakin sakin:
-Bir dakika abi. Biz neden geldik buraya? Dua etmeye. Ama kimin için? Kendimiz için mi ümmet için mi? Önce ona karar verelim.
Tartışma alevlendi. Necati hâlâ “Bu bileği kimse bükemez!” diyor, Ahmet’in boynunu kıstırmış çocuğu sağa sola hırpalıyor. Gece vakti bağrış çağrış içinde memleket meseleleri, ailenin durumu, evde kimin reis olduğu konuşuluyor. Kimse kimseyi dinlemiyor. Bir an konuşmalardan sıkıldım… Bütün sesleri kısıp gökyüzüne, aya bakmaya başladım. Ay da beyaza boyanmış bir tabak gibi bize bakıyor. Kafamdan Aydede’ye iki göz, burun ve sırıtan bir ağız çizdim.
Dua eden kadınlar ayağa kalktı. Bizimkiler tartışırken kadınlar sessizce öte tarafa çekilip karanlık bir yerde kayboldular. Uzaktan onları izliyorum. Üzerlerindeki uzun feraceleri çıkardıklarını anlayınca yanımdakini omzumla dürtüm. Ama kimsenin umurunda olmadı. Meraklı gözlerle karanlığı kesiyorum. Bir süre sonra gece kıyafetli orası burası dövmeli iki tane abla belirsiz bir yerden çıkıp bize doğru yürümeye başladı. Orta yaşlardakinin diz kapağından yukarı doğru tırmanan ve loş ışıkta bulaşıcı bir deri hastalığıymış gibi görünen garip bir dövmesi var. Belli ki musalla taşlarının arka tarafındaki merdivenlerden inip Ulus tarafına geçecekler.
Kadınları görünce duacı tayfa ne diyeceğini bilemedi.
Şakir gözlerini koca koca açmış. Bir havaya bir kadınlara bakıyor. Necati’nin yüzünde sinsi bir sırıtış. Rasko “Tövbe estağfurullah” diyor.
Kadınlardan biri sinirle,
-Gece vakti bir rahat vermediniz be! Amma kafa açtınız, diye bağırdı ve üzerine usturuplu bir küfür ekledi.
Önce kısa bir şaşkınlık oldu. Şakir’in kulakları kıpkırmızı… Necati öne atılıp “Ne biçim konuşuyorsun lan sen!” diye bağırdı. Asistan Ahmet, Necati’yi kollarından yakalayıp grubun içine doğru çekmeye çalışıyor, bir taraftan da “Abi yapmayalım. Kadının beyanı esas. Bak bu gece alırlar bizi.” diyor.
Rasko, gece vakti parlayan yüzükle dolu sağ elini havaya kaldırıp “Siz Türk kadınısınız, Türk kadını küfretmez. Kendinize gelin.” dedi ve kadınlara küfretti.
Garip bir sessizlik oldu. Gözüm az evvel yüz çizdiğim Aydede’ye takıldı. Gerçekten de dişleri görünecek kadar gülüyordu.
Birden havada ay ışığında parlayan bir cisim belirdi.........
