Gerçek Baharını Bekleyen Suriye
Bazı ülkeler haritada bir isimdir, bazılarıysa kalpte bir sızı… En uzun kara sınırına sahip komşu ülke Suriye, adını duyduğunuzda geçmişin görkemiyle bugünün yarım kalmış hikâyelerini aynı anda fısıldayan, sokaklarında zamanın ağır ağır yürüdüğü bir coğrafya. Bir adımda bin yıllık bir medeniyete, bir bakışta insanın içini titreten bir yaşanmışlığa rastlarsınız. Bu yolculuk, yalnızca bir ülkeyi gezmek değil; taşlara sinmiş hatıraları, ko(r)kulara karışmış hayatları ve suskunluğun anlattığı hikâyeleri keşfetme yolculuğudur.
İlk Suriye ziyaretim 1979’da umre vesilesiyle olmuştu. Bilenler bilir, karayoluyla gitmenin ziyaretler açısından güzellikleri olduğu gibi sınır kapılarından geçmenin de büyük zorlukları vardı. Bazen sebepsiz yere sekiz saate kadar beklediğimiz olurdu. Ya bahşiş(!) vereceksin ya da saatlerce bekleyeceksin. Kapıdaki görevlilere yeni ezberlediğimiz “Rüşveti alan da veren de lanetlenmiştir”[Tirmizî, Ahkâm, 9 (1336)] hadisini okuyunca çok kızmışlardı. Bölgenin yöneticileri farklılaşmış olsalar da insanlarının ve topraklarının hiç de yabancı olmadığını hissettik. Sanki başka bir ilimize gidiyor gibiydik. Cilvegözü Sınır Kapısı’na yüz km mesafedeki komşu şehir Halep’te akşam yemeği molası verdik. Lokantada ustanın iki pala bıçakla eti nasıl kıyma yaptığını ve kebabın tadını unutmadım. Bu ilk gidişimizde asıl amaç bir an önce Mekke’ye ulaşmak olduğu için Suriye’yi yeterince gezememiştik.
Hama Halid bin Velid Camii ve Türbesi
Yatsı namazını Hama Halid bin Velid (583-642) Cami’nde kıldık türbeyi ziyaret edip dualar ettik. Halid bin Velid, Uhud Savaşı’nda henüz müşriklerin safında iken meşhur okçular tepesini arkadan dolaşıp Müslümanları bozguna uğratan dahi bir komutandır. Müslüman olduktan sonra ilk katıldığı Mûte Savaşı’nda (629) dehasını ortaya koymuş ve İslam ordusunu imha edilmekten kurtarmıştır. Medine’ye dönünce de Peygamberimiz (sav), ona “Seyfullah (Allah’ın Kılıcı)” unvanını vermiştir. Suriye’nin fethi büyük ölçüde onun komutanlığında gerçekleşmiştir. Ömrünün sonlarında bulunduğu Hama’da vefat etmiş ve oraya da defnedilmiştir. Ömrü savaşlarda geçen ve yetmişten fazla kılıç yarası bulunan Halid bin Velid’e savaş meydanında şehadet nasip olmamıştır. Bunun eksikliğini hisseden Halid, yatağından kalkmış zırhını giyip kılıcını kuşanmış ve ruhunu öyle teslim etmiştir.
Nehirden su çekip, kıyıdaki meyve bahçelerinin sulanmasında kullanılan, kentin sembolü ve kültürel mirası ‘Su Değirmenlerinin Anası’ lakabıyla meşhur Hama Antik Şehri’ni ziyaretimiz 2 Şubat’ta gerçekleşmişti. Bu tarihten tam iki yıl sonra 1982’nin 2 Şubat’ında dönemin Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad’ın emriyle Müslüman Kardeşler’e yönelik “Hama Katliamı” vuku buldu. 13-70 yaş arası tutuklanan 20 bin erkekten bir daha haber alınamamıştır. Hafız Esad Rejiminin baskılarından kaçan 800 bin kişi ise Suriye’den ayrılıp başka ülkelere iltica etmiştir. Yaşayanlar gördü ki meğer bu son katliam değilmiş. Oğul Beşar Esad da zulüm yolunu seçti.
3 Şubat’ta Humus üzerinden Ürdün’e ve oradan da Arabistan’a geçmiştik. Şehirlerin anası Mekke’yi ve medeniyetin merkezi Medine’yi başka bir yazının gündemine havale edip 15 Şubat’ta aynı güzergâh üzerinden yaptığımız dönüşten bahsedeceğim.
Gecenin bir yarısı Şam’da hocalarımızın tartışmalarıyla uyandım. Bazı hocalarımız “Ümeyye Camisi’ni görmeden gitmek olmaz!” diyor, bazısı da “bu saatte ziyaret etmesek de olur, herkes çok uykusuz” diyordu. Ümeyye Camisi’ni gezememiştim ama Şam’ın ışıl ışıl parlayan ışıkları çok dikkatimi çekmişti. O tarihlerde Türkiye’de sıkça kesilen ışıklarla mukayese edince zengin bir şehir imajı bırakmıştı bizde.
Halep Ulu Cami ve Zekeriyyâ (as) Türbesi
Halep Ulu Cami’yi ve Zekeriyyâ (as) türbesini ziyaret ettik. Ulu Cami, “Zekeriyyâ Mescidi” adıyla da anılmaktadır. Emevî Halifesi Süleyman b. Abdülmelik tarafından 715-716 yıllarında bir katedralin yerine cuma mescidi olarak inşa ettirilmiştir.
Yavuz Sultan........
