Bezmielest, Mecelle ve Vakt-İ Merhûn Üzerine
insaniyet.net sitesinde bir yazı kaleme alan dostumuz Mehmet Nezir Gül, her cenaze namazı öncesi sorulan o soruya dikkat çekmiş: “Merhumu nasıl bilirdiniz?” Hemen akabinde de sormuş: “Merhumu herkes iyi bilir de ‘merhun’u nasıl biliriz acaba?”
İmla hatası var diye epey itiraz da yükselmiş. Ben de aklımız erdiğince katkıda bulunayım istedim zira gayet sağlam yerden yakalamış konuyu.
Tabii Hukuk ile Fıtratın Buluştuğu Yer
Bezmielest = asli akid, ana sözleşme.
Hayat = vakt-i merhûn, rehin müddeti.
Can ve beden = emanet / rehin
Ölüm ve Hesap günü = akdin ifası ve iade anı
Akdin İlahi Kökeni ve Bezmielest
İslam düşüncesinde akid, yalnızca iki beşerî irade arasında kurulan bir hukukî ilişki değildir. Akdin en kadim ve en kuşatıcı örneği, Allah ile insan arasında bezmi elestte kurulan sözleşmedir. Elestü biRabbikum hitabına insanın “Belâ” cevabı, kulluk borcunu, Allah’ın ise ahiret mükâfatı vaadini içeren bir akid olarak okunabilir. Bezm-i elestte kurulan ilahî akid, Mecelle ’deki rehin hükümleriyle okunduğunda; insanın hayatı da mülkiyeti kendisine ait olmayan fakat belirli bir süre ve maksat için tasarrufuna bırakılmış bir “vakt-i merhûn” olarak görünür.
A‘râf Suresi, 7/172 (Bezmielest Ayeti)
Hani Rabbin, Âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine şahit tutmuştu:
“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”
Onlar da: “Evet, şahidiz” demişlerdi.
(Bu,) kıyamet günü “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir.
Tevbe Suresi, 9/100
Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır.
Bu cümle, Kur’an’da sadece bir övgü ifadesi değil bir hukukî–ahlakî tamamlanma beyanıdır.
Mecelle diliyle söylersek, bu ifade: Akdin maksadına uygun ifa edildiğini ve rehin ilişkisinin rızayla sona erdiğini bildirir.
“Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah’tan razı oldular” ifadesi; bezm-i elestte kurulan ilahî akdin, dünyada emanet ve rehin olarak verilen hayatın maksadına uygun kullanılması sonucu rızayla ve ihtilafsız şekilde tamamlandığını bildirir.
Allah Teâlâ insanın fıtratına kendisini tanıma ve iman etme kabiliyetini yerleştirmiştir. Buna ilahî sözleşme denilmektedir. Bazı insanlar dünyada bu ilahî sözleşmenin gereğine göre hareket ederken bazıları ise bu ilahî sözleşmeyi unutmakta veya göz ardı etmektedir. Dolayısıyla verdiği söze aykırı hareket etmektedir. Yüce Allah, insanlık tarihi boyunca çeşitli zamanlarda peygamberler göndermek suretiyle insanlara ilahî sözleşmenin gereğince hareket etmelerini hatırlatmış ve onları Allah’ın buyrukları doğrultusunda bir hayat sürmeye sevk etmiştir.
Gerek kişi ve kabileler gerek hükümdar ile tebaası arasında cereyan ettiği şekliyle siyasî mânada sözleşme eski Mezopotamya kültürlerinde sıkça rastlanan bir uygulamadır. Ancak tarafları Tanrı ve insanlar olan ahidleşme inancının eski İsrâil dinine has bir kavram olarak ortaya çıktığı kabul edilmektedir
Ortada bir mîsâk vardır. Misak, “Allahu Teâlâ’nın kullarından aldığı bir söz”, “Elest bezminde ve kâlû belâda insanların Allah’ı Rab tanıyacaklarına ve kendilerini O’nun merbûbu bileceklerine dair verdikleri söz, yaptıkları muahede, ilk ve umûmî ahit veya ilahî ahit” olarak tarif edilmektedir.
Mîsâk anlayışının İslam düşüncesindeki referansları temelde A’raf, 7/172. ayeti olmak üzere, aynı paralelde rivayet edilen bir takım hadis ve haberlerdir.
Madem ki tüm insanlık bu sözleşmeyle bağımlıdır sözleşmeye bağlıdır, öyleyse dünya hayatında, tüm insanların bundan haberdar olması gerekir denilebilir. Kur’ân’dan; bu nedenle de hakîkî manasıyla mîsâktan haberi olmayan insanlar, bu konuda mazur ve muaf kabul edileceklerdir. İşte bu sebeple bizim vebalimiz büyüktür. Zira hepimiz İslam’ı tebliğ ve temsil noktasında olanlarız. Sahabe efendilerimiz bu amaçla kısıtlı imkânlarla kıtalar aşarken biz bugünkü medya imkânlarıyla ve elimizdeki temsil gücü ve devlet olma vasfıyla görevimizi ne kadar yapabildik hayli tartışmalıdır.
Bu akid, klasik hukuk teorilerinde görülen mülkiyet devrine dayalı sözleşmelerden farklıdır. Burada ne insan kendine mutlak malik kılınmış, ne de kendisine verilen varlıklar temlik (mülk) edilmiştir. Aksine, insana verilen can, beden ve ömür;........
