menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Soru Olarak Hayat

29 0
wednesday

Herkesin kendine göre bir hayat tanımı vardır elbet. Bana göre bugüne kadar yapılmış en güzel tanımlama Âşık Veysel’in mısralardır bence. “İki kapılı bir han”.

Hayat, insanın bazen içine içine doğru bazen de dışarda yürüdüğü yoldur.  Sabahın ilk ışığında göz kapaklarından kalbine dolan umut, gecenin en koyu saatinde içine çöken sessizliktir. Bir yandan var olmanın sevinci, diğer yandan faniliğin gölgesi… Aynı anda hem çiçek açan bir badem dalı hem de sararan yaprak döken bir salkım söğüt…

Hayat bir metindir aslında; okuyabilene.” Kaderin rüzgârına kapıldım!” demeyip yazabiliyorsan eğer senden iyisi yok. Unutma ki duayla, dilekle, niyetle ve müspet hareketle yazılır kader defterinin satırları. Bazı cümleler kaderin mürekkebinden düşmüşse bile sayfana bazı satırları sen devşirir ve seçersin.

Hayat heyhaaat! Bazen bir tren garıdır; vedaların yankılandığı, kavuşmaların gözyaşıyla ıslandığı. Bazen bir terzihanedir; sabırla ilmek ilmek dikilen hayallerin mekânı. Bazen bir kürsüdür; sesini bulduğun ve ses olduğun. Bazen de derin bir ayna; kendinle yüzleşmekten kaçamadığın ama korktuğun!

Hayat, insana bahşedilmiş bir nimet. Şükürle yürürsen izzet, küfürle koşarsan zillet. Hayat ki iki hece mücadeledir gündür gece, hayat; çözülecek bilmece. Bir büyük muamma. Cevabı hazır değildir amma.

Her yüreğin kendi cevabını kimi düşe kalka kimi koşarak, bazen çok severek, bazen vazgeçerek bulduğu bir hayal perdesi. İnsanın bir yanıyla çocuksu bir merakla, bir yanıyla olgun bir kabullenişle sahne aldığı oyun.

Kendini arama cesareti,

Kendini bulma mücadelesi,

Ve bulduğun kendin ile olduğun kendin arasında her an yeniden benliğini inşa etme sanatıdır.

Belki de hayat, en sade hâliyle, geçip gitmeden önce, içinden geçenleri anlamlandırma çabasıdır.

İnsanın bu anlam arayışında duygudan duyguya savrulduğu doğrudur. Dünya denilen yer, zaten bir imtihan meydanı değil midir? Öyleyse bu uzun yolculukta her hâlin, her duygunun bir karşılığı vardır. Yokluk da mevcut bu temaşa içinde; varlık da. Tokluk da düşer payımıza, açlık da; kazanmak da yazılır deftere, kaybetmek de. Öfke uğrar kapımıza, sevinç içeri buyur edilir; hüzün ise çoğu zaman en tanıdık misafir gibi oturur yüreğimizin başköşesine. Ne yaşarsa yaşasın insan, hangi iklimden geçerse geçsin, hangi fırtınayla savrulup hangi limana çıkarsa çıksın gördüm ki hâllerimizin en makbulü susmakmış. Çünkü susmak, fırtınayı içinde dindirebilmek; kelimeler çoğalmadan önce kalbi terbiye edebilmekmiş.

Bu hayat yolunda kazandığında susuyorsan eğer bu tevazu ve güven demektir. Kaybettiğinde susuyorsan ne güzelsin sen! Çünkü bu tevekküldür, rıza göstermektir. Öfkeliyken susman benliğine hükmetmendir, güçtür, iradedir. Çok büyük bir sevinçte şahlanmıyor da susuyorsan bu kendini bilmendir. Sana bir kötülük yapıldığında- çok zor ama- susman büyük hikmettir. Kışkırtıldığında susman zafer; alay edilip hor görüldüğünde susman düşünülenin aksine yüceliktir. Muhtaç isen ve dile dökmüyorsan susuyorsan bu izzet-i nefistir, özsaygıdır. Hüzünlüyken susman sabır; insanlar sana nasihat ederken, akıl verirken susman zarafettir, edeptir.

Konuşman susmandan daha hayır ve güzellik getirmeyecekse sana konuşma! Çünkü önünde sonunda kazanan; olanı akışa bırakıp susanın olacaktır. “Sıkıntıdan kurtuluşa giden gizli yol o sıkıntının içindedir.” der Mevlâna.

İnsanın bütün pişmanlıkları söylediği sözlerdendir. Söylemedikleri hiç yormamıştır ne kimseyi ne kendini. Çünkü insan söylemediği sözlerin sultanı, söylediklerinin kölesi olmuştur, fark ederse. Söz öyle bir silahtır ki, irade kullanırsan susmaya gücün yeter. Yok, bir kere ağızdan çıkmaya görsün onu geri almaya yıkıp viran ettiğini onarmaya gücü yetmez. O halde satırlarımı Yunus Emre’nin o billur söyleyişi ile bitireyim:

Kişi bile söz demini, Demeye sözün kemini Bu cihan cehennemini, Sekiz cennet ede bir söz

Eğitimci, yazar, seslendirmen Tayinci bir babanın evladı olarak çocukluğu Anadolu coğrafyasında geçti. Üniversite yılları ve eğitimci olarak göreve başlaması Karadeniz’de gerçekleşti. Eli kalem tuttuğu günden beri okumayı, gezmeyi ve yazmayı hayatın merkezine koyan yazar Türk Dili ve Edebiyatı alanında lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra Radyo ve Televizyon alanında doktoraya başladı. Masal üzerine akademik araştırmalarına üniversite yıllarında başlayan yazar, bu birikimlerini 'Masal Anlatıcılığı Eğitici Eğitmenliği' kurs ve seminerlerinde katılımcılarla paylaşmaktadır. Bunun yanı sıra “Osmanlı Türkçesi (Temel düzey), Beden Dili, Etkili ve asıl alanı olan Güzel Konuşma, Diksiyon, Yaratıcı Yazarlık” başlıklarında seminerler vererek çalışmalarını sürdürmektedir. Halen bir kurumda seslendirme ve sunuculuk yapmakta, evli ve bir çocuk annesidir. Akademik ve edebi dergilerde çeşitli yazıları yayınlandı. Deneme türünde iki kitabı mevcut. Ya Kebikeç Şafakla Gelen 2021 Yalnızlar Senfonisi 2025


© İnsaniyet