Mark Almond NATO, ABD olmadan da Putin'i caydırıp Körfez'deki petrol akışını sürdürebilir mi?
Donald Trump bir kez daha gündeme bomba bıraktı. Şubatta İran'a yönelik hava saldırılarının aksine bu tamamen sürpriz sayılmazdı ancak dünya düzeni için bir o kadar yıkıcıydı.
"Kağıttan kaplan" diyerek NATO'ya saldıran ABD Başkanı, Ortadoğu'daki yanlış varsayımlara dayanan girişimlerinde üye ülkelerin kendisine katılmaması (yani yardımına koşmaması) üzerine ABD'yi NATO'dan çekmeyi "ciddiyetle değerlendirdiğini" açıkladı.
NATO, Donald Trump'ın felaket niteliğindeki Körfez savaşının ikincil hasarı haline gelebilir mi? Şüphesiz ki onun bu tehdidi, 80 yılı aşkın süredir inşa edilen devasa küresel ittifaklar ağını çökertme riski taşıyor. Ancak NATO daha önce de varoluşsal bir krizle karşılaşmış ve bundan sağ çıkmıştı.
35 yıl önce, Soğuk Savaş bittikten ve Sovyetler Birliği çöktükten sonra Belçika'nın Mons kentindeki NATO karargahında slogan "Ya alan dışına yayıl ya da yok ol" olmuştu. ABD Senatörü Richard Lugar'a atfedilen bu sözde, örgütün varlığını haklı çıkarmak için eski kıtanın çok ötesinde yeni görevlere ihtiyaç duyduğu, ya çeşitlenmesi gerektiği ya da yok olacağı belirtiliyordu.
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Öyle de yaptı. Ancak daha sonra büyük ölçekli geleneksel savaş geri döndü; önce II. Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'daki en büyük silahlı çatışma olan Ukrayna'nın topyekun istilasıyla ve şimdi de ABD ve İsrail'in Körfez'deki müdahaleleriyle.
Trump'ın tüm tehditlerine ve protestolarına rağmen NATO, Tahran baskınlarına tamamen kayıtsız kalmadı. İspanya, Fransa ve İtalya gibi kilit oyuncular hava sahası kullanımı ve yakıt ikmalini reddederken, birçok NATO üyesi ülkeyse yardım etti. Birleşik Krallık, İran'ın "savunma" amaçlı bombalanmasında........
