menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ortadoğu’da savaşın üç siyasi hesabı

29 0
16.03.2026

Ortadoğu bir kez daha küresel siyasetin merkezine yerleşmiş durumda. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş kısa sürede bölgesel sınırları aşan bir ekonomik ve jeopolitik krize dönüştü. Bu yalnızca askeri cephelerde yürüyen bir savaş değil. Bölge aynı zamanda dünyanın en kritik enerji ve ticaret yollarından bazılarını barındırıyor. Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı küresel petrol ticaretinin önemli bölümünün geçtiği hatlar. Bu nedenle bölgede yaşanan her gerilim yalnızca Ortadoğu’yu değil küresel ekonomiyi ve jeopolitik dengeleri de doğrudan etkiliyor.

Bugün yaşanan savaş aynı zamanda üç farklı siyasi hesabın kesiştiği bir alan. İsrail’de Netanyahu iktidarını korumaya çalışıyor, ABD’de Trump kendi tabanını tahkim etmeye uğraşıyor, İran rejimi ise yıllardır süren toplumsal krizlerin ardından ayakta kalmanın yolunu arıyor.

Netanyahu’nun iktidar savaşı

Netanyahu için İran savaşı yalnızca bölgesel güç dengesi meselesi değil; içeride yürütülen bir iktidar stratejisinin parçası. İsrail’de bir sonraki genel seçimlerin en geç 2026 sonbaharında yapılması gerekiyor ve siyaset şimdiden seçim atmosferine girmiş durumda. Gazze savaşı sonrasında yaşanan güvenlik tartışmaları ve hükümete yönelen eleştiriler Netanyahu’nun siyasi konumunu zayıflatmıştı. Bu nedenle Netanyahu güvenlik söylemini yeniden siyasetin merkezine taşıyarak içerideki eleştirileri geri plana itmeye çalışıyor. İsrail siyasetinde savaş dönemleri çoğu zaman hükümetlerin toplumsal desteğini toparladığı dönemlerdir ve Netanyahu da tam olarak bu zeminden yararlanmak istiyor.

Netanyahu’nun politikası yalnızca pragmatik bir güvenlik stratejisiyle açıklanamaz. Hükümeti büyük ölçüde dini-milliyetçi partilerin desteğine dayanıyor ve bu siyasi blok İsrail siyasetinde giderek daha ideolojik bir yönelimi güçlendiriyor. İsrailli tarihçi Ilan Pappé’nin dikkat çektiği gibi, İsrail’de iktidar çevreleri giderek daha mesihçi bir siyasal dil kullanıyor ve savaşı güvenlik meselesinin ötesinde tarihsel bir misyon olarak sunuyor.

Ancak bu politikanın ciddi bir ekonomik maliyeti de var. İsrail ekonomisi giderek daha belirgin biçimde “savaş ekonomisi”ne dönüşmüş durumda. Ekonomi sivil refah üretmekten çok savaşın finansmanına odaklanan bir yapıya kayıyor. Uzmanlara göre savaşın yalnızca askeri operasyon maliyeti günlük yaklaşık 200 milyon dolar seviyesinde. Turizm gelirleri neredeyse sıfırlanmış durumda; enerji ve ithal ürün maliyetleri hızla yükseliyor. Savaş kısa sürede sona erse bile cari açığın büyümesi, enflasyonun artması ve sivil teknoloji yatırımlarının zayıflaması bekleniyor.

Bu nedenle İran’a karşı yürütülen savaş yalnızca anlık bir askeri tepki olarak görülmüyor. İçerideki ekonomik ve siyasi krizi gölgelemek için........

© İlke TV