menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kolonyal bağlamda anti-kolonyal siyaset ve Kürtler

5 1
02.02.2026

Son dönemde Kürt siyaseti etrafında yürüyen tartışmalar, yalnızca güncel pozisyon farklılıklarıyla açıklanamayacak kadar yoğun ve sert bir karakter taşıyor. Bu sertliğin kaynağı yalnızca sahadaki şiddetin artması ya da bölgesel dengelerin hızla değişmesi değil; aynı zamanda anti-kolonyal siyasetin hangi dil, ölçüt ve akıl üzerinden kurulacağına dair derin yapısal bir gerilimi açığa çıkarmaktadır. Tartışmanın merkezinde görünen aktörler ya da açıklamalar kadar, bu açıklamaların hangi kavramsal zemin üzerinden meşrulaştırıldığı da dikkatle ele alınmalıdır.

Bu yazı, son dönemdeki polemiklere doğrudan taraf olmaktan ziyade, bu polemiklerin anti-kolonyal iddia ile kolonyal yönetimsellik arasındaki geçişkenliği nasıl görünür kıldığını analiz etmeyi amaçlamaktadır. Temel soru, belirli aktörlerin haklı ya da haksızlığı değil; anti-kolonyal siyasal dilin hangi koşullarda kolonyal bir işleyişi yeniden üretme riski taşıdığıdır.

Kolonyal iktidar ve meşruiyetin siyasal işlevi

Kolonyal iktidar, yalnızca zor aygıtları üzerinden değil, aynı zamanda meşruiyet üretimi yoluyla işler. Kolonyal bağlamda meşruiyet, evrensel ve tarafsız bir normlar bütünü olmaktan ziyade, siyasal alanı düzenleyen bir yönetim tekniği işlevi görür (Fanon, 1963; Mamdani, 2012). Bu teknik, hangi taleplerin “makul”, hangi siyasal pozisyonların “aşırı”, hangi aktörlerin “sorumlu” ya da “gayrimeşru” sayılacağına dair sürekli bir sınıflandırma üretir. Franz Fanon’un sömürge koşullarında “ılımlı” yerli elitlerin nasıl teşvik edildiğini ve radikal siyasal taleplerin “olgunlaşmamışlık” ya da “şiddet eğilimi” olarak damgalandığını göstermesi, bu sınıflandırmanın ahlaki bir hiyerarşi üzerinden kurulduğunu ortaya koyar. Benzer biçimde Mamdani, kolonyal yönetimin yerli siyasal özneyi evrensel haklara sahip bir yurttaş olarak değil, davranışı ve talepleri sürekli denetlenen koşullu bir özne olarak tanımladığını; böylece meşruiyetin, bastırıcı bir yasaktan çok, disipline edici bir filtre işlevi gördüğünü vurgular.

Bu nedenle kolonyal bağlamda siyasal mücadele, yalnızca devlete karşı verilen açık bir çatışma olarak değil; aynı zamanda meşruiyetin nasıl dağıtıldığına dair bir mücadele olarak kavranmalıdır. Kolonyal düzenin sürekliliği, çoğu zaman bu meşruiyet sınırlarının doğrudan zor yoluyla değil, yerli siyasal alanın içine taşınarak içselleştirilmesiyle sağlanır. Meşru ile gayrimeşru arasındaki ayrım, devletin tek taraflı bir dayatması olmaktan çıkarak, siyasal aktörlerin birbirlerini değerlendirdiği ve disipline........

© İlke TV