Kırk altı derecede donan vicdanlar: Bir sağlamcılık eleştirisi…
“Körlük sadece gözlerin görmemesi demek değildir; bazen insanların başkalarının acısına, varlığına ve çaresizliğine karşı kalplerini mühürlemesidir. Birlikte yaşamak, birbirimizin yükünü omuzlamak değilse, bu kalabalık şehirler neden var?” José Saramago, Körlük
1990 yılıydı… Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde, üç bloklu bir kooperatif sitesinde yaşıyorduk. Üst kat komşumuz Halil, altı kişilik bir ailenin bedensel engelli çocuğuydu. Annesi Mendiha teyze ve babası Hayri amca, bir evladın geleceğe tutunabilmesi için yıllarca Halil’i altı kat boyunca sırtlarında taşıyarak okula götürüp getirdiler.
Bir gün, bu insanüstü çileyi bir nebze olsun hafifletmek adına binaya asansör yapılması için kapı kapı dolaştılar. Ancak koca sitede çoğunluk “hayır” dedi. İşin en acı tarafı ise, o “hayır” oylarının çoğunun zaten zemin ve birinci katta oturan, asansöre ihtiyaç duymayan komşulardan gelmesiydi. Bu örgütlü duyarsızlığın ve bencilliğin ağırlığına dayanamayan Halil’in ailesi, sonunda o evden taşınmak zorunda kaldı. Onlarla bağımızı hiçbir zaman koparmadık ama içimizdeki o yara hep taze kaldı. Halil’i iki yıl önce kaybettik… Mekânı cennet olsun.
Peki, 1990’lı yıllardan bu yana memlekette sahiden ne değişti dersiniz?
Fiziki olarak binalar yükselmiş, caddeler genişlemiş olabilir; fakat zihinlerdeki o katı “sağlamcılık” refleksi ne yazık ki hâlâ 90’ların o merdiven boşluğunda........
