Bayramın üstüne çöken gölge
Bayramlar; kardeşliğin, uzlaşmanın, barışmanın, kırgınlıkların giderilmesinin ve küslüklerin sona ermesinin zamanıdır. Hatta bundan da fazlası… İnsanların birbirine yeniden bakabildiği, seslerin biraz yumuşadığı, kalplerin birbirine biraz daha yaklaşabildiği günlerdir.
Ama ne yazık ki bir bayramı daha böyle bir ruh haliyle karşılamıyoruz. Ülkenin üzerine çöken kaosun, kutuplaşmanın ve belirsizliğin gölgesinde giriyoruz bayrama. Tedirginliğin, endişenin ve giderek ağırlaşan bir güvensizlik duygusunun içinden geçiyoruz. Bayramın doğal hafifliği yerini ağır bir siyasal atmosfere bırakmış durumda. Toplumsal hafızada bayramların taşıdığı anlam ile bugünün gerçekliği arasındaki mesafe giderek açılıyor.
Bir yanda aylardır umut olarak görülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci var. Ancak sürecin gerektirdiği adımların atılmaması, beraberinde ciddi bir tıkanma duygusu yaratıyor. Diğer yanda ise “mutlak butlan” tartışmalarıyla birlikte, zaten kırılgan olan siyasi ve hukuki zeminin daha da aşındığı bir tablo ortaya çıkıyor.
Aslında bu iki başlık birbirinden kopuk değil. Biri kurulması gereken zemini gösteriyor; diğeri ise o zeminin nasıl gevşediğini. Çünkü barış da demokrasi de yalnızca iyi niyetle yürümüyor. Sağlam bir hukuk düzenine, öngörülebilirliğe ve toplumsal güvene ihtiyaç duyuyor. Bunlar zayıfladığında geriye yalnızca tartışma, kuşku ve belirsizlik kalıyor. “Mutlak butlan” etrafında yürüyen tartışma bu yüzden yalnızca teknik bir hukuk meselesi olarak görülemez. Mesele, seçimlerin, siyasi rekabetin ve toplumsal iradenin nasıl korunacağı sorusuna kadar uzanıyor.
Bugüne kadar YSK kararlarının kesinliği, Türkiye’de seçim sisteminin temel dayanaklarından biri oldu. Çünkü insanlar yalnızca sandığa gitmiyor; aynı zamanda ortaya çıkacak sonuca........
