Türk Tabipleri Birliği’ndeki Kürt sorunu-2
“Sağlıktan tasarruf ölüm, özgürlükten tasarruf esaret getirir”
Yaşanan süreçlerin tarih olabilmesi için başlangıç ve bitiş döneminin bilinmesi, sonuçları itibariyle bir şeyleri etkilemiş olması gerekir. Kürt hekim hareketinin dördüncü dönem tartışması bu yönüyle riskler taşır. TTB aktivizmi ile karakterize dördüncü dönemi, değişen hekimlik ortamı ve siyasal atmosfere göre bölümlere ayırarak tartışmak daha doğru olacaktır.
Kürt coğrafyasının karanlık yılları denilebilecek 1980’lerin sonlarından 2000’li yılların başlarına kadar geçen süreye ilk bölüm, 2018’yılında düzenlenen Afrin operasyonuna karşı yapılan “Savaş bir halk sağlığı sorunudur” açıklamasına kadar ikinci bölüm, içinde olduğumuz tarihe kadar olan zaman dilimi ise üçüncü bölüm olarak tarif edilebilir.
Mevcut zemin ve aktivist eğilimin henüz değişmediği bu son bölüm, üreteceği sonuçlar bakımından üçüncü dönemin bitişini de ilan edebilir. Üzerine söz kurmanın halen bize düşmediği bu bölüm, zamanın rolünü oynayabileceği bir eşik olarak da görülebilir.
Yazıyı kaleme almanın temel gerekçesi de bu durumdur.
TTB’nin dönüşümünün izinde
Sağlık Hizmetlerinin Sosyalizasyonu yasasıyla gelişen kamucu sağlık anlayışı, TTB’nin toplum ve sağlığa yaklaşımında önemli bir zemin oluşturmuştur. TTB başkanı seçildiği 1966 yılı genel kurulda Erdal Atabek, “TTB’nin son yıllarda gerçekleri daha iyi değerlendirdiğini; ancak hekimlik gerçeği ile memleket gerçeklerini birlikte değerlendirerek başarıya ulaşılacağını, hekim özlük hakları ve bunun yanı sıra halk sağlığının tam sağlanmasına çalışacaklarını” söylemiş ve resmi olarak başkan kaldığı 1984’e kadar bu iddiasını devam ettirmiştir.
Barış içinde bir dünyada yaşama talebini; eşit, ulaşılabilir, ücretsiz sağlık hizmeti talebi ile birleştirmiştir.
12 Eylül darbesinin ardından Barış Derneği’ne açılan dava sonrası 1982’de gözaltına alınır, yaklaşık 38 ay cezaevinde kalır. Beraat ile sonuçlanan dava için askeri mahkemede yaptığı savunmasında; “… Savaşmak için yetişen askerlere barışı anlatmak, pek çok kişiye anlatmaktan daha kolay olmalıdır. Çünkü savaşın dehşetini görenler, savaşın sonuçlarını en iyi bilenlerdir. Onun içindir ki (savaş) kendisi için sürekli hazırlanan, ama karşılaşmamak için elden gelen her şeyin yapıldığı evrensel bir korku kaynağıdır…” der.
12 Eylül darbesi sonrası değişen TTB yasası ile merkez Ankara’ya alınır ve 1984 yılında TTB’nin açılmasıyla birlikte Ankara’da oturma zorunluluğu olan Merkez Konseyi seçimleri yapılır. Nusret Fişek, TTB’nin yeni başkanı olur. Ankara’nın bürokratik havası bir yanıyla TTB’nin içine de girmiştir.
Irak’ta 16 Mart 1988’de Saddam yönetimi Halepçe’de kimyasal silah kullanmış ve 5000’den fazla insanın ölümüne neden olmuştur. O yılın haziran ayında yapılan TTB Büyük Kongresi’nde Diyarbakır Tabip Odası (DTO) Başkanı Mahmut Ortakaya ve arkadaşları Halepçe katliamının kınanmasını isteyen bir önerge verirler.
Ölenlerin Kürt olduğunu söylemek bile tedirgin edicidir. Önerge bazı tabip odalarının çabaları ile az bir farkla reddedilir. Ortakaya, bu önergeyi reddetmenin hekimliğe yakışmadığını ifade eder. Artık merkezinde yaşam hakkı savunusunun olmadığı bir TTB düşünülemez.
Siyasal süreç, insan hakları ihlalleri, işkenceler, faili meçhuller derken hekimlik mesleği başka bir duyarlılığı kurmak zorundadır. Mesleki hak taleplerinin yükselmesi için bile iktidar uygulamalarına karşı direnmek zamanıdır. TTB bu dönemde, genç hekimlerin söylem ve tutumlarına daha fazla dayanamaz. TTB Merkez Konsey 1990 genel kurulunda değişir ve Selim Ölçer başkan olur.
Bu değişim asla bir tesadüf olarak yorumlanmamalıdır. Ata Soyer gibi hekimlerin temsil ettiği ve ülke meselelerini hekim duruşuna bağlama kabiliyeti olan, dayanışmayı ve mücadeleyi merkeze koyan bir kuşağın kararlı tutumuyla yol alınmıştır.
1990’lı yıllarda değişen politik tablo daha fazlasını da gerektirir. Sol, sosyalist, demokrat yönelimli hekimler bir araya gelerek Etkin Demokratik Türk Tabipleri Birliği Hareketi’ni (ED-TTB) kurar. TTB’yi meslek örgütünün ilerisinde mücadeleci bir Demokratik Kitle Örgütü (DKÖ) formuna kavuşturulması böylece hızlanmış olur.
ED-TTB Hareketi 70’li yıllardan beri süregelen emek, demokrasi, özgürlük eksenli bir geleneğe yasalanarak vücut bulur. Özgürlükten, barıştan, laiklik ve toplumsal adaletten yana; sol, sosyalist ve demokrat yönelimli bir hekim hareketi olarak TTB süreçlerinin arka planını örer.
Kürt hekimlerle dayanışma
Kürt coğrafyası için 90’lar derin karanlığın hüküm sürdüğü yıllardır. Köy boşaltmalar ve baskılarla iç sürgüne zorlanan milyonlara, işkence ve faili meçhuller eklenmiştir. Tüm bu insan hakları ihlalleri 1990 yılında Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın kuruluşunu getirir. Kürt hekimler oda faaliyetleri dışında doğrudan hak ihlallerine müdahale etmeye başlar. Yapılan raporlamalarla ihlallerin duyurulması sağlanır ve kayıt altına alınır.
1991 yılında DTO bünyesinde kurulan İnsan Hakları Komisyonu, bu süreci TTB gündemine de taşımış olur. Kürt hekimlerle TTB Merkez Konsey gündeminin kesiştiği kritik dönüşüm bu faaliyetler çevresinde olgunlaşmıştır. TTB, insanlık suçlarının belgelendiği bu raporların yanında durmakla kalmayıp, hekimlere doğru yönelen şiddete karşı da dayanışmayı büyütür.
Musa Anter’in 20 Eylül 1992 günü Diyarbakır’da öldürülmesi sonrası kentte gerginlik tırmanır. Buna rağmen Diyarbakır Tabip Odası ve Pratisyen Hekimlik Kolu’nun 26-27 Eylül 1992 tarihinde Diyarbakır’da........
