menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Amedspor- Kamusallık tartışmasına sınıf perspektifinden bir bakış

18 0
20.05.2026

Newroz alanında, sokakta, diasporada ve stadyumda benzer ritimde atan nabzın hissiyatıyla yol alan Kürt kamusallığı tartışmalarına biz de yan kapıdan girelim. Olası sınıf gerilimi gölgesinde Amedspor ve Kürt siyasetinin geleceğini farklı bir yerden okumaya çalışalım.

Kişisel bir deneyim olarak paylaşırsam, Amedspor tribünlerindeki sosyo-ekonomik çeşitlilik kesinlikle görmeye değer. Kadınların, gençlerin, çocukların, küçük esnafın, işsizlerin, Kürt orta sınıfının, muhafazakâr Kürtlerin ve iş çevrelerinin bir arada bulunması önemli bir kapsayıcılık gibi duruyor. Sadece Amedspor maçlarını stadyumdan izleme deneyimim olması beni yanıltabilir ancak diğer “büyük takım” tribünlerine yakın bir dinamik içeriyor. Üç büyükler olarak bildiğimiz Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş tribün dinamiklerine daha yakın gibi. Anadolu kent takımlarında rastladığımız enerji çoğunlukla bu değil!

Ancak kamusallık tartışmasında aynı stadyumda bu farklılıkların bulunması yeterli mi? Aynı tribünde bulunmanın (tribün fiyatlarının farkı) bile ekonomik güçle sınandığı bu atmosfer acaba bazı meşruiyet krizlerine yol açabilir mi? Daha da önemlisi Amedspor çevresinde oluşan “kamusal kimlik” rıza üretmenin aracı haline dönüşür mü?

Gramsci’den ilhamla söylersek, bu beraberlik halini bir tür “hegemonik uzlaşma” olarak okuyabiliriz. Peki rıza kimin lehine üretiliyor?

Marx’ın; egemen sınıfın fikirleri, her çağın egemen fikirleridir sözünü hatırlayalım. Amedspor tribününde işsiz Kürt genci ile İstanbul’daki Kürt müteahhit yan yana oturabilir ve ortak bir kimlik duygusunu paylaşabilir. Bu ortaklık hali aralarındaki sınıf çelişkisini görünmez kılabilir ya da erteleyebilir.

Kimlikle örtülen bu kamusallık, emekçi kesimlerin değil onu yönetecek olanların lehine kurulma riski taşır. Bu riskleri üretim ilişkileri, kentsel dönüşüm ve neoliberal piyasalaşmanın ortaya çıkardığı yapısal sorunları derinleştirmeden anlamamız zor görünüyor.

Kürt orta sınıfı Amedspor’u “halkın takımı” olarak konumlandırırken aynı zamanda onun sembolik sermayesini kendi sınıfsal gereksinimlerine de devşiriyor. Bunu açık bir kötü niyetle yapmak zorunda değil. Kaldı ki sınıfsal bu pozisyonlanma, çoğu zaman niyetten bağımsız ve aynı gemideyiz hissi ile sürüklenir.

Barselona mı Atletik Bilbao mu?

Amedspor ile Barselona arasında sıkça kurulan analojiyi düşünürsek, teorik açıdan anlaşılır olmakla beraber tarihsel ve sınıfsal açıdan başka soruları da getiriyor.

Peki Barselona bugün nasıl tanımlanabilir?

Evet temelde küresel bir futbol markası. Camp Nou artık işçi sınıfının değil, premium bilet alan üst-orta sınıfın ve dünyanın dört bir yanından gelen turistin tribünü. 144 bin üyelik yapısı varlığını sürdürüyor. Ancak gerçek güç medya hakları, sponsorluk gelirleri ve küresel marka değeri üzerinden çoktan sermayeye kaymış durumda. Katalan kimliği bayrak olmaya devam etmesine rağmen bayrağı kimin taşıdığı belirsizleşmiş.

Peki bu dönüşüm bir yol kazası mıydı?

Barselona, Katalan burjuvazisinin emekçi kesimleri kendi kimlik projesi altında örgütlemesinin tarihsel aracı olmuş olabilir mi?

Franco döneminde bu ittifak savunmacı ve zorunlu görülmüştü. Sonrasında ise burjuvazinin kültürel hegemonyasının taşıyıcısına dönüştü. Kimlik korundu,........

© İlke TV