menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NELER OLUYOR HAYATTA -3

3 0
latest

Meslek hayatının 50 yılını doldurmuş bir gözlemcinin dış açısıyla söylemektedir:

“Mahmut Arıkan ve siyaset arkadaşları, ancak iktidara gelerek ülkeye hizmet edebileceği esasına dayalı Erbakan projesini yeniden canlandırarak Saadet Partisini uzun verimli bir yolculuğa hazırlıyorlar. Zorluklarının elbette farkındalar. Pazar günü Ankara'ya koşan Saadet kitlesinin heyecanı ve Mahmut Arıkan'ın konuşması çerçevesini; siz de İktidar Programı, Yeniden Refah ve Gelecek Partileri yönetimlerini düşündürmeli. Hiç değilse önlerindeki %7 seçim barajının varlığını hatırlatmalı.”

Fehmi Koru'yu çocukluğumdan beri izlerim, okurum, takip ederim. Olacağı ve olması gerekenleri "erken uyarı sistemi" gibi bildirir. Belki bu anlamda yönlendirir, hedefe doğru gidişatın yol işaretlerini belirler. Necip Fazıl’ın şiirlerini okuduğu long play plağın yapımcısı da odur. Merhum Özal’ın DPT’de iken aldığı ilk bilgisayarı kullanmasını teşvik eden gelişmeleri haber veren bir isimdir. Roger Garaudy’nin kitabını ilk kez Türkçeye tercüme ederek kamuoyuyla buluşturan isim de odur.

AK Parti'nin kuruluşunda Amerika başta olmak üzere yaptığı lobi faaliyetleri kurmay kademesinin çok işine gelmiş; belki de gençlik arkadaşı Abdullah Gül'e çok önemli bir tahkimat yapmıştı. Şimdi köşesine çekilmiş gibi görünse de Saadet Partisi üzerine yazdığı yazıyla yeni bir yol haritasının işaretlerini vermektedir. Unutmadan Saadet Partisi içinden Milli Görüşçü yeni bir parti çalışması daha yapılıyor. Şu ana kadar örgütlendikleri il sayısı 30’u geçti. Haziran ayında kamuoyu önüne çıkmayı hedefliyorlar.

Abdullah Gül ve Fehmi Koru'nun yol haritası bir fermuar gibi birbirine o kadar bağlıdır ki neredeyse rüyalarını bile bir görür haldelerdir. AK Parti karşısında yeni bir yol oluşturma gayreti bir süredir devam etmektedir. Devam eden bu gayret; geçen seçimlerde CHP üzerinde yapılan ittifakın şimdi muhafazakar seçmeni kapsayacak bir şekilde Yeniden Refah Partisi, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, DEVA Partisi ve buna katılacak muhafazakar ve milliyetçi çizgilerdeki partilerle ete kemiğe bürünecektir. Fehmi Koru'nun belirttiği %7 barajı yalnızca Yeniden Refah Partisi tarafından egale edilmiş durumdadır. Bu haliyle yeni seçim ittifakının şekilleneceği, aynı davaya hizmet eden iki partide olacaktır. Fehmi Koru yazısıyla hem Ali Babacan'a hem de Ahmet Davutoğlu'na -tabirimi mazur görün- "oturun oturduğunuz yerde" derecesine bir istikamet göstermektedir.

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül

Şimdi bu projenin asıl mimarının Abdullah Gül olduğu anlaşılmaktadır. Kimse Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı makamından ayrıldıktan sonra İstanbul Maslak'taki köşkte çelik çomak oynadığını düşünmesin. Belki Dışişleri Bakanlığından daha fazla yabancı diplomatların uğrak yeri olan Köşk; aynı zamanda uluslararası ünvana sahip birçok kuruluşun da hem siyasi hem de ekonomik olarak adım atmadan önce başvurduğu önemli bir kapıdır. Gül, kendisinin ve zamana karşı tarihin kendisine yüklediği sorumluluğu en ince ayrıntısına kadar uygulayan bir siyasi figürdür.

AK Parti içine baktığımız zaman Hakan Fidan'ı bulup getiren, onun üzerine bir gelecek inşa eden siyasi kişilik de odur. Hakan Fidan'ın Londra'da İngiltere ile Stratejik Ortaklık Belgesi imzaladığında nedense ilk aklıma gelen isim de Abdullah Gül olmuştur. Gül boş durmadı; Yunanistan’a, İngiltere’ye gidip lobilerde konuştu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

Şimdi izninizle tarih sayfalarını bir geriye çevirelim. 312 mağduru olan Recep Tayyip Erdoğan, bir bölen olmadığı AK Parti kuruluşunda bazı kadrolar tarafından saf dışı bırakılmak istenmiş; parti kurucusu olmaması konusunda kendisi ikna edilmeye çalışılmıştır. Söylediği söz şuydu: "Kurucusu olmadığım bir partinin genel başkanı olmam." Kanıttıra kanıttıra hem kurucu oldu hem de genel başkan. Bu kez onu Başbakan yapmamak üzere bir süreç başladı. O yine aynı yolu denedi, olmayacak bir işi yaptı; Deniz Baykal'ı ikna ederek siyaset yolunu açtı ve Siirt'ten milletvekili seçildi. 2007 yılında yine Erdoğan'ı cumhurbaşkanı adayı yapmamak üzere bu çevreler harekete geçti. Erdoğan adaylığına ilişkin çevreleri razı edemeyince "Kardeşim" dediği Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanı adayı olarak kamuoyuna ilan etti. Elbette ki Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan arasında bir kardeşlik hukuku vardır. En azından bu yol arkadaşlığına dayanmaktadır ve bu arkadaşlığın miladı, Milli Türk Talebe Birliği'ndeki oluşan geçmişle beraber 1991 yılından sonra tekrar canlanmıştır. İkisinin de itibar ettiği en önemli kişilik merhum Korkut Özal'dır. Korkut Özal'ın çizdiği siyasi eksen hem Tayyip Erdoğan'ın hayatında hem de Abdullah Gül'ün hayatında etkili olmuştur.

Ancak gelin görün ki 2002 seçimlerine girilmiş, AK Parti büyük bir farkla seçimleri kazanmış; Erdoğan milletvekili olamadığı için başbakan adayını belirleme görevi ona kalmıştı. Okuyunca parmak ısıracağınız şekilde yaşananları elbet bir gün yazarız.

Kamuoyuna göre iki siyasi hiç karşı karşıya gelmedi. Birbirlerini ima yoluyla bile eleştirmediler. Ancak bu durum birbirinin kadrolarını kollamadıkları anlamına gelmedi. Erdoğan’ın liderliğine karşı ilk başkaldırı; Abdullah Gül’ün teşvikiyle AK Parti’den istifa edip DEVA’yı kuran Ali Babacan tarafından atıldı. "Kuramaz" denilen partiyi kurdu ama soluğu yetmedi. Parti eğer CHP imdada yetişmeseydi, 2023 seçimlerinde erken havlu atacaktı.

Şimdi Firak’ın Çocukları ayrışmayı ya kuvvetlendirecek ya da AK Parti ile birlikte olmanın yolunu arayacak.

Soru şudur: Erdoğan yeniden cumhurbaşkanı adayı olacaksa AK Parti ile seçim ittifakı ayrı bir konu; aday olmayacaksa ayrı bir parametre gerektirecek. Bu durumda diplomaside ABD ile ona bağlı lobiyle hareket etme, diğer yandan İngiltere ve AB lobisiyle hareket etme dengesi var. Tahterevallide kim ağır gelirse ipi göğüsleyecek.

Hülasayıkelam; Türk siyasetinin 1991 yılından bu yana belirleyici aktörü 1974-1980 arasında olduğu gibi Milli Görüş geleneğidir. Tanzimat'tan bu yana kaybedenlerin ortak paydası olan İslamcılık kimi zaman kırılmalar yaşasa da bu topraktan neşet bulduğu bağımsız milli politika geleneğini sürdürdü. Muhafazakarlık bir deli gömleği gibi üzerine giydirilip ılımlı İslam modeline bayrak açılsa da köklerinden gelen “zalime karşı mazlumun yanında olma” ana karakteri onu milli kalmaya zorluyor.

Şimdi gelinen şu noktada önümüzdeki seçimlerde “ayrımız gayrımız vardır / yoktur” tartışmasına girmemek için ortak paydada buluşmak gerekir. Yoksa firakın çocukları da olsalar “Vahdet” bir zorluk olarak onları kuşatır ve yönelişlerini o yöne sağlar.

Daha neler olacak, neler?


© Hürses