İranlılar ile Ne kadar Benziyoruz?
Son günlerde ABD-İsrail saldırılarıyla hayatları altüst olan İranlıları düşündükçe, zihinlerimizdeki kalıpların ne kadar yüzeysel olduğunu fark etmemek mümkün değil. İran denildiğinde çoğumuzun aklına önce siyah cübbeleri, sarıkları ve sert siyasi görüntüler geliyor. Bu resim, televizyon ekranlarında ve uluslararası haberlerde sıkça tekrarlandığı için zihinlerimize yerleşmiş durumda. Oysa bu görüntünün arkasında yaşayan insanların hikâyelerine biraz yaklaştığımızda, karşımıza hiç de yabancı olmayan bir dünya çıkıyor.
Tahran’da, Tebriz’de ya da küçük bir kasabada karşınıza çıkan insanların isimleri bile tanıdık: Fatma, Zehra, Zeynep, Derya, Şirin, Meryem… Erkeklerde ise Muhammed, Ali, Hüseyin, Hasan, Mehdi… Bu isimleri duyduğunuzda, sanki bir Anadolu şehrinde dolaşıyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz. Bu benzerlik yalnızca isimlerle sınırlı değil. Sohbet etmeye başladığınızda eğlenmeyi seven, ailelerine düşkün, misafirperver, gündelik hayatın küçük mutluluklarını önemseyen insanlarla karşılaşıyorsunuz. Tıpkı bizim gibi.
Savaş haberlerinde çoğu zaman sayılar konuşur: “1000’den fazla kişi hayatını kaybetti” denir. Oysa bu sayılar, ardında hayatlar barındırır. Her birinin bir adı, bir ailesi, bir evi, yarım kalan hayalleri vardır. Özellikle Minab kentinde bombalanan Şecere-i Tayyibe okulunda hayatını kaybeden kız çocuklarını düşününce insanın içi sızlıyor. Cumartesi sabahı okula giderken belki de en çok konuşulan şey, hafta sonu ailecek yapılacak planlardı. Kim bilir, belki biri yeni bir defterini arkadaşına gösterme hevesi ile gitti, diğeri öğretmenine ödevini yaptığını gösterip ondan övgü almak için heyecanla gitti. Birkaç saat sonra her şeyin değişeceğini kim bilebilirdi?
Tabiî bazı farklar da var, mesela bizim tatil günlerimiz Batı dünyası ile uyumlu olarak cumartesi pazar. Okuldaki katliamın cumartesi olduğunu duyunca tabiî neden cumartesi okulda o kadar öğrenci var diye araştırdığımda, İran’da Cuma Müslümanların cemaatle ibadet günü olduğu için cumanın tatil olup, cumartesinin normal iş günü sayıldığını da öğrenmiş oldum.
Okulun adı da ayrıca dikkat çekici: Şecere-i Tayyibe… “Temiz soy” anlamına gelen bu ifade, bize eski Türkçeyi hatırlatıyor. Osmanlıca bilmesek bile kulağımıza yabancı gelmeyen bir tamlama. Bu bile iki toplumun tarih boyunca ne kadar iç içe geçmiş kültürel bağlara sahip olduğunu gösteriyor. Aynı kelimeler, aynı çağrışımlar, aynı duygular…
Ortak Kültürel Mirasımız
ABD-İsrail saldırılarının hedef aldığı İsfahan yalnızca İran için değil, Türk-İslam tarihinin ortak mirası açısından da ayrı bir önem taşıyor.
Geçtiğimiz günlerde vefat eden ünlü tarihçi İlber Ortaylı, çeşitli ortamlarda bir Türk’ün Dubai ya da Miami gibi turistik merkezlerden önce İsfahan’ı görmesi gerektiğini özellikle vurgulamıştır. Ona göre İsfahan, mimari estetik ve şehir planlaması açısından bu bölgenin en önemli kültür merkezlerinden biridir. Nitekim şehrin kalbinde yer alan Nakş-ı Cihan Meydanı, çevresindeki saraylar ve camilerle birlikte UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almakta ve Safevi döneminin en önemli şehircilik örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Bugünkü İran toprakları, başta Selçuklu Devleti olmak üzere birçok Türk devletinin önemli eserler bıraktığı bir coğrafyadır. İsfahan Selçuklular döneminde önemli bir merkez hâline gelmiş, ardından Safevi Devleti, özellikle Şah İsmail ile başlayan süreçte şehri mimari açıdan çok gelişmiştir.
Safeviler her ne kadar Cumhurbaşkanlığı forsunda temsil edilen 16 Türk devleti arasında yer almasa da birçok tarihçiye göre bir Türk devletidir. Bu satırları........
