Devletler için Sessiz Yaklaşan Fırtına
Dünya, belki de Soğuk Savaş sonrası en kırılgan ve en belirsiz dönemlerinden birini yaşıyor. Küreselleşmenin getirdiği karşılıklı bağımlılık, bir zamanlar barışın teminatı olarak görülüyordu; bugün ise bu ağ, krizlerin hızla yayılmasını sağlayan kırılgan bir sinir sistemine dönüşmüş durumda. Enerji hatları, tedarik zincirleri, dijital altyapılar ve finansal sistemler artık yalnızca ekonomik araçlar değil; aynı zamanda jeopolitik silahlar haline gelmiş durumda.
Bugünün dünyasında tehditler yalnızca tanklarla, füzelerle ya da askerî yığınaklarla ölçülmüyor. Siber saldırılarla bir ülkenin bankacılık sistemi çökertilebiliyor, sosyal medya üzerinden toplumlar kutuplaştırılabiliyor, enerji vanaları kapatılarak ülkeler diz çöktürülebiliyor. Bu nedenle artık “hangi devlet daha güçlü?” sorusundan çok, “hangi devlet hangi alanda kırılgan?” sorusu daha belirleyici bir hale geldi.
Önümüzdeki dönemde özellikle devletler için küresel tehditleri şekillendirecek başlıca aktörlere baktığımızda, çok katmanlı bir risk haritası ile karşı karşıyayız.
ABD, hâlâ dünyanın en büyük askerî ve teknolojik gücü. Ancak iç siyasi kutuplaşma, artan borç yükü ve küresel liderlik konusunda yaşanan tereddütler, bu gücün sürdürülebilirliğini sorgulatıyor. ABD’nin geri çekildiği ya da tereddüt ettiği her alan, yeni güç boşlukları ve yeni çatışma ihtimalleri doğuruyor. Bu boşluklar çoğu zaman kontrolsüz şekilde........
