Rus Edebiyatı Dersleri ve Dostoyevski Ezikliği
Dünya edebiyatında “Dostoyevski ezikliği” diye bir şey vardır. Başkalarının Dostoyevski ezikliğini şimdilik bir tarafa bırakayım. Kendi tanıklığım üzerinden bile bunu ispatlamak zor değildir. Bugün yaşadığım ülkede edebiyatla uğraşanların ister roman yazanlar ister farklı türlerde yazanların “Dostoyevski” adının geçtiği yerde nasıl titrediklerini görebiliyorum. Geniş anlamda bu ülkenin edebiyat ve yazın alanında bir Dostoyevski ezikliği oldu her zaman. Aradan 150 yıl geçmesine rağmen yazarların ve edebiyatçıların “Dostoyevski” adının geçtiği yerde ezim ezim ezilmelerinin bunun sonucu olduğunu düşünüyorum. Bırakalım Dostoyevski hakkında yazı yazmayı, romanlarını okumak bile neredeyse ayrıcalık kabul ediliyor. Bu ülkede solcuların “Che Guevara” tabusu gibi, edebiyatçıların da bir “Dostoyevski” tabusu var.
Bazen Dostoyevski ne şanslı bir yazarmış, düşünsenize döneminizin eleştirmenleri Herzen ve Belinski. Romanda rakipleriniz Tolstoy, Turgenyev, Gonçarov, Çernişevski ve diğerleri.
Bana göre dünya edebiyatında tüm zamanların en zevkli, heyecanlı ama bir o kadar da üretken kuşağı bu kuşaktır. 30 yıldır bıkmadan okuyorum bu yazarları, muhtemelen ömrümün sonuna kadar da okuyacağım. Adını andığım bu yazarlar iyi ki yaşadı ve yazdılar.
19. yüzyıl Rus edebiyatı yazarların kavgasıyla geçti, Tolstoy ve Turgenyev arasındaki kavga en meşhur olanlarından sadece birisidir. Tolstoy’un Turgenyev’i düelloya çağırdığı yazılır söylenir. Bu kuşaktan yazarlar kavgalı olmalarına rağmen, birbirlerinin yazdıklarını okuyarak eleştirerek bazen kavga ederek kıymetlendirirler.
Günün sonunda kavganın büyüğü Dostoyevski ile yapılır. Cinler romanı yayınlandığında o günün koşullarında Rus devrimcileri epey bir etkindirler. Tolstoy bile çubuğu epey bir sola bükmüştür. Dostoyevski “hain” ilan edilir. “Dostoyevski Cinler romanıyla tavrını belirledi, o artık Çar’a hizmet eden biri!” derler. Bir süreliğine de olsa edebiyat çevresinden dışlanır. Muhalif yazarların neredeyse tümü Dostoyevski’ye tavır alırlar. Ama Dostoyevski pes etmez. O her daim zamanın ve insan kalbinin kendinden yana olacağına inanıyordu ve sonunda edebî hayat onu yanıltmadı. Dostoyevski “hain” ilan edildi dışlandı ama kendi kuşağı tarafından hiç küçümsenmemişti ta ki Nabokov’a kadar. Vladimir Nabokov (1940 – 1959 arası) Amerika’daki akademik kariyerine başlamadan önce, kendi ifadesine göre, Rus edebiyatı hakkında yüz adet – yaklaşık iki bin sayfa – ders metni hazırlamış. Nabokov, “Bu metinler, Wellesley ve Cornell’de geçirdiğim yirmi akademik yıl boyunca mutlu olmamı sağladı.” der. Bu metinler Türkçe’ye Rus Edebiyat Dersleri adıyla İletişim Yayınları tarafından 2013’te çevrildi. Aslında Nabokov’un Rus Edebiyatı Dersleri adında bir kitabı yoktur. Bu kitap üniversitedeki ders notlarının bir araya getirilmesinden oluşuyor. Nabokov’un ders notlarında 19.yüzyıl Rus edebiyatçılarına ilişkin çözümlemeler okuyoruz. Bu yazımda Nabokov’un tezlerinde sorunlu bulduğum, Dostoyevski analizlerini ele alacağım. Nabokov bu derslerde Dostoyevski’yi küçümseyerek, Dostoyevski’nin iyi bir romancı olmadığını söylüyor. Bir Dostoyevski okuru olarak ilk duyduğumda, “Bu ne cesaret, bu ne özgüven böyle.” dediğimi hatırlıyorum. Kitapta ilgili bölümü bir telaşla okumaya başladım. Nabokov, Dostoyevski analizlerine ilişkin öznel niyetini şöyle açığa vuruyor. “Dostoyevski’yi madara etmek için sabırsızlanıyorum. Ama bahsedeceğimiz değerler sisteminin, fazla şey okumamış olanların kafasını karıştıracağıma inanıyorum.” (Nabokov, Rus Edebiyatı Dersleri, İletişim Yayınları 2013, s. 152.) Bu satırları okuduğumda Nabokov’daki bu özgüven patlamasının sebebi ne olabilir acaba? sorusunu kendime sordum. Muhtemelen Lolita romanının çok okunması ve kitabın ona kazandırdığı ün başını döndürmüş olmalıdır hissine kapılmaktan kendimi alamadım. Yoksa üniversitelerde roman sanatı üzerine edebiyat dersleri veren bir yazar, niçin Dostoyevski’yi madara etmek istesin? Şimdi önce Nabokov’un bu derslerde Dostoyevski edebiyatı üzerine söylediklerine bakalım. Birkaç alıntıyı aşağıya alıyorum:
“Dostoyevski büyük bir yazar değil, hayli vasat bir yazardır – mükemmel mizah parıltıları vardır, ama ne yazık ki bu parıltıların arasında yavanlıklarla dolu çorak araziler uzanır.” (s. 152)
“… Bildiğimiz üzere Dostoyevski büyük bir hakikat arayıcısı, ruh hastalıkları konusunda bir dâhidir; ama onun Tolstoy, Puşkin, Çehov gibi büyük bir yazar olmadığını biliyoruz.” (s. 191)
“… Dostoyevski’nin bir romancıdan ziyade piyes yazarı olduğu gerçeğini bir kez daha vurgulamak isterim.” (s.191)
“… Dostoyevski’nin eserleri, roman olarak ele alındıklarında başarısızdır; piyes olarak ele alındıklarındaysa fazla uzun........
