Dostoyevski’nin Hapishanesi
Dünyanın en ünlü yazarlarının çoğunun tutuklandığını, zindanlara atıldığını, işkence gördüğünü biliyoruz. Herhâlde yaşadıkları zamanlarda yazdıkları ve davranışları, yöneticilerin hoşuna gitmemiştir. Sokrates, Sade, Oscar Wilde, Dostoyevski, Çernişevski; Türkiye’de Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Orhan Kemal ve diğerleri… Özellikle ülkemizde hapse atılan yazarlar listesini daha da zenginleştirebiliriz, çünkü bizde de yazarlar her zaman rejim karşıtı ve tehlikeli insanlar olarak görülmüştür. Yazarları hapse atan yöneticiler, keşke hapse attıkları bu yazarları okusalar ve ufuklarını genişletebilselerdi… Ama biliyoruz ki bugün Nazım Hikmet’i hapse attıran yöneticilerin adları anılmamaktadır, ama adı geçen bu yazarlar adlarıyla, eserleriyle her zaman aramızdalar. Misal bugün Nazım Hikmet’i 1938-1951 yıllarında hapiste tutan Adalet Bakanlarını tanıyan kimse var mı?
Hapiste olduğum yıllarda dünya edebiyatı okurken, Dostoyevski’nin bir dönem hapishanede kaldığını öğrendiğimde hapishanede ilk kez bir keramet aramaya başlamıştım. Vakti zamanında o da bizler gibi, 19. yüzyıl Rusya’sında devlet düzenini yıkmaya çalıştığı gerekçesiyle tutuklanmış ve Sibirya hapishanelerine gönderilmişti. Dostoyevski 1850’li yıllarda Çar I. Nikola’nın baskıcı yönetimi altında, siyasal ve toplumsal reform hareketlerinin etkisi altında kalmış ve bu hareketi yürütenlerin toplantılarına katılmıştı. Bu grubun adı Petraşevski idi. Uzun soruşturmalardan sonra aralarında Dostoyevski’nin de bulunduğu 21 kişinin kurşuna dizilmeleri kararlaştırılır. Dostoyevski’nin, cezaların indirilmesine ilişkin Çarlık fermanının açıklanmasından önce kurşuna dizilme hazırlıkları sırasında yaşadığı korku dolu anlar belleğinde silinmez izler bırakır. Eserlerinin sayfa aralarında bu korkunun olağanüstü anlatımına rastlarız. Dostoyevski’nin ölüm cezası Sibirya’nın Omsk bölgesinde dört yıl ağır hapse ve er rütbesiyle dört yıllık askerlik hizmetine çevrilir.
Bazı edebiyat tarihçileri Dostoyevski’nin yazarlığını ve edebiyatını iki döneme ayırır: hapishaneden önce ve hapishaneden sonra. Daha da somutlaştırmak açısından, hapishane anılarını anlattığı Ölü Evinden Anılar romanından önce ve sonra da diyebiliriz. Dostoyevski hapishanenin üzerinde yarattığı etkiyi şöyle tanımlar:
“Bu dört yıla gelince, ben onları diri diri gömüldüğüm, bir tabutta kapatıldığım bir dönem sayıyorum. Ne korkunç bir dönemdi bu. Hapishane bende birçok şeyi öldürdü, birçoğunu da meydana çıkardı. Bu benim ödülümdür ve ben ona lâyık oldum.”
Dostoyevski’nin ödülüm dediği şey, hapishane sonrasında yazdığı Yeraltından Notlar, Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler ve diğer romanlarıdır. Tüm bu hapishane ve sürgünlük sürecini “Hapishane çöplüğünde altın buldum.” diyerek özetler.
Yazar Henri Troyat Dostoyevski adlı kitabında Dostoyevski’nin hapishane yaşamına ilişkin şöyle der:
“Dostoyevski yaşamının en yararlı dört yılını, hırsızların gammazların, katillerin meydana getirdiği bu hayvanlar topluluğu içinde geçirmiştir.” (Henri Troyat, Dostoyevski, İletişim Yay., s. 146)
Edward H. Carr ise Dostoyevski adlı kitabında şöyle der:
“Hapishane, Dostoyevski’nin şimdiye dek duyduğu her türlü ahlâkî değeri yıktı. Toplumun erdem ve kötülük kategorileri artık ahlâk çizgisinin iki zıt kutbu gibi görünmüyordu; aslında bunların biri diğerini olanaksız kılan şeyler olmadığı bile açıktı. Dostoyevski ilk kez Ölüler Evi’nde, yalnızca insan yasasının değil, fakat genellikle kabul edilen ahlâkî değerlerinde yetersizliğini görmeyi, iyinin ve kötünün alışılmış tanımlamalarının sınırından ötede bir gerçek aramayı öğrendi. Suç ve Ceza’nın yükünü oluşturacak olan ahlâkî sorunun ilk donuk, belirsiz parlamalarını burada yakaladı.”
Stefan Zweig ise Üç Büyük Usta adlı kitabında Dostoyevski’nin farklı bir yanını anlatır:
“Dostoyevski Saint-Petersburg’a döndüğü zaman büsbütün unutulmuştu artık; edebiyat alanındaki koruyucuları onu terk etmişlerdi, dostları dağılıp gitmişti. Onu sürükleyip götürmüş olan dalgadan cesaretle, kuvvetle kendini kurtarmayı bildi. Ölüler Evinden Anılar’ı, bir kürek mahkumunun hayatını anlatan bu ölmez eser, Rusya’yı uyuşuk kayıtsızlığından çekip çıkarabildi. Bütün millet Rus dünyasını dümdüz ve sakin yüzeyi altında çeşit çeşit işkencelerin yer aldığı cehennemi bir tabakanın bulunduğunu dehşetle gördü. Suçlamaların alevi Kremlin’e kadar yükseldi; çar bu kitabı okurken göz yaşlarını tutamadı; herkesin ağzında Dostoyevski adı dolaşıyordu.” (Stefan Zweig, Üç Büyük Usta, İş Kültür Yay., s.103.)
Dostoyevski Yeraltından Notlar kitabında sanki tüm bu olup bitenlere bir cevap vermek ister:
“Bana gelince, sizlerin ancak yarı yarıya yürütmek yürekliliğini gösterdiğiniz şeyleri ben sonuna dek götürmekten başka bir şey yapmadım yaşamımda.” der. Belki de bu sözlerinden dolayı Dostoyevski edebiyatta bir ısrar ve ısrarda başarının sembolü olmuştur.
Hapishanelerin yazarlar üzerinde her dönem edebî bir büyüsü olmuştur. Dünya edebiyatında Dostoyevski, bizde Nazım Hikmet bunun doruğunu temsil ederler. Birçok yazarı ve Dostoyevski’yi de hapishanede okudum. Kırklareli Hapishanesi’nde Dostoyevski’nin Ölü Evinden Anılar kitabını okuduğumda kafamda bir şeyler........
