Kara Para Aklama Suçu ve “Öncül Suç” Mevzusunda Varlık Soruşturması
Kara para aklama; yani suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun ilk yasal dayanağı, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun suçun işlenmesinden sonra failine yardım suçunu düzenleyen 296. maddesinde gösterilmekle birlikte, “kara para aklama” suçunun tanımlandığı ilk kanun, 19.11.1996 tarihinde yürürlüğe giren 4208 sayılı Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine, 2313 Sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanunda, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda, 178 Sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’dur.
Kara para aklanmasının önlenmesi konusunda uygulanacak esasları gösteren 4208 sayılı Kanunun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; altı bent halinde sınırlı olarak sayılan suçların işlenmesi suretiyle elde edilen para veya para yerine geçen her türlü kıymetli evrak, mal veya gelirleri veya bir para biriminden diğer para birimine çevrilmesi de dahil, bahsedilen para, evrak, mal veya gelirlerin birbirine dönüştürülmesinden elde edilen tüm maddi menfaat ve değer “kara para” sayılmış ve (b) bendinde kara para aklama suçu; mülga 765 sayılı TCK m.296’da belirtilen hallerin dışında kalan, maddenin (a) bendinde sayılan fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen kara paranın, elde edenler tarafından meşruiyet kazandırılması amacıyla değerlendirilmesine, bu yolla elde edildiği bilinen kara paranın başkalarınca iktisap edilmesine, bulundurulmasına, elde edenlerce veya başkaları tarafından kullanılmasına, kaynağının veya niteliğinin veya zilyedinin veya malikinin değiştirilmesine, gizlenmesine veya sınır ötesi harekete tabi tutulmasına veya bu hareketin gizlenmesine, katalogda belirtilen suçların hukuki sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla kaynağının veya yerinin değiştirilmesine veya transfer yoluyla aklanması veya kara paranın tespitini engellemeye yönelik fiiller olarak tanımlanmıştır.
4208 sayılı Kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde ise; suç faillerinin belirlenmesi, her türlü delilin tespiti, toplanması, kaçak veya kaçak olmasından şüphe edilen mal veya fonların müsaderesi maksadıyla, yurt içinde dağıtılacak veya yurt dışından Türkiye’ye getirilip dağıtılacak veya Türkiye’de hazırlanıp yurt dışına götürülecek veya Türkiye’den transit geçecek uyuşturucu ve psikotrop maddeler, 1988 Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin Ek I ve II Numaralı Tabloları ile bu Tablo değişikliklerinde yer alan maddelerin ve bunlara bağlı fonlar veya kara para veya kara paraya kaynaklık edecek diğer tüm kaçak veya kaçak olmasından şüphe edilen eşyanın yetkili makamların bilgisi ve denetimi altında naklinin sağlanması kontrollü teslimat olarak açıklanmıştır.
4208 sayılı Kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı (MASAK), (e) bendinde Mali Suçlarla Mücadele Koordinasyon Kurulu isimlerine yer verilmiş, 4208 sayılı Kanunun 3. maddesinde MASAK’ın görev ve yetkileri ile 4. maddesinde de Koordinasyon Kurulunun görev ve yetkileri sıralandıktan sonra, 4208 sayılı Kanunun 7. maddesinde kara paranın aklanması suçunun cezası, 8. maddesinde özel olarak suç/dava zamanaşımı ve 9. maddede malvarlığına koyulacak tedbirler, 10. ve 11. maddelerde de kontrollü teslimatın şartları ile bu teslimatın kararı ve usulleri öngörülmüştür.
4208 sayılı Kanunun kara para suçu ile ilgili hükümlerinin yürürlükte olduğu dönemde; “Nereden Buldun Kanunu” olarak nitelendirilebilecek bir yasal düzenlemenin yürürlükte olmadığı, kaynağı açıklanamayan paranın da doğrudan bir değerlendirme ile kara para sayılmadığı, bu nedenle kaynağı açıklanamayan paranın otomatik olarak “kara para” kapsamına alınmak suretiyle kara para aklama suçunun konusu olarak değerlendirilmediği, kanun koyucunun 4208 sayılı Kanunun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde sınırlı sayma metodu ile öncül suçları sıraladığı, ancak bu suçlardan en az birisinin işlenmesi suretiyle elde edilen para veya para yerine geçen her türlü kıymetin “kara para” sayılabileceğinin anlaşıldığı, kara para aklama suçunun bir diğer sınırını da mülga 765 sayılı TCK m.296’da tanımlanan suçun işlenmesinden sonra failine yardım suçu kapsamına giren fiillerin oluşturduğu görülmektedir.
II. 4208 sayılı Kanun Döneminde “Öncül Suç”
4208 sayılı Kanunun; o dönem yürürlükte olan 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun’da, hala yürürlükte bulunan 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Kanun’da, 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanun’da, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması Hakkında Kanun’da, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 344. maddesinin o tarihteki 2 ve 3 numaralı bentleri ile yine mülga 765 sayılı TCK’nın o tarihte yürürlükte olan ve hükümde sayılan suçlarının işlenmesinden elde edilen para veya para yerine geçen her türlü kıymetin aklanmasının kara para aklama suçu olarak tanımlanacağı, şu an yürürlükte olmayan 4208 sayılı Kanunun kara para aklamaya ilişkin hükümlerinde “öncül suç” kavramının kabul edildiği ve bu öncül suçun işlenmesinin, yani kara paradan bahsedebilmek için önce kanun koyucunun sınırlı sayıda saydığı suçlardan en az birisinin icrası ve para veya para yerine geçen malvarlığının da bu suçtan elde edildiğinin tespitinin arandığı, kanun koyucunun günümüzde yürürlükte olan TCK m.282’den farklı olarak ceza süresi veya miktarı üzerinden bir değerlendirme yapmadığı, 4208 sayılı Kanunda bazı suçlar üzerinden gidilmek suretiyle “öncül suç” kavramının dar tutulduğu ve öncül suç olmadan da kara paradan ve kara para aklama suçundan bahsedilemeyeceği izahtan varestedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girdikten sonra, 18.10.2006 tarihinde 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun da yürürlüğe girmiş ve bu Kanunla 4208 sayılı Kanunun kontrollü teslimat dışında kalan tüm hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.
III. 5549 sayılı Kanun Dönemi ve Değişiklikler
5549 sayılı Kanunda “kara para” yerine, “suç gelirlerinin aklanması”, “suç geliri”, “suçtan kaynaklanan malvarlığı değeri” kavramları kullanılmış ve 5549 sayılı Kanunun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinde suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi suçu “aklama suçu” olarak adlandırılarak, bu suçun TCK m.282’de tanımlanan suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu olduğu belirtilerek, 4208 sayılı Kanun döneminde yapıldığından farklı olarak 5549 sayılı Kanunda öncül olabilecek suçlar tek tek sayılarak değil, suçun cezasının alt sınırı esas alınmak suretiyle önce alt sınırı 1 yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan, daha sonra 09.07.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5918 sayılı Kanunun 5. maddesi tarafından yapılan değişiklikle alt sınırı 6 ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren öncül bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması suç olarak tanımlanmıştır.
5549 sayılı Kanunda; 4208 sayılı Kanunun 2. maddesinden, hem katalog suç tanımlaması ve hem de katalog suçta yer alan suçların işlenmesi suretiyle elde edilen para veya para yerine geçen her türlü kıymet unsuru bakımından vazgeçilmiş, öncül suçun kusur türüne bakılmaksızın, alt sınırı 6 ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren tüm suçlardan elde edilmesine yönelik düzenleme yapılmış, böylelikle 4208 sayılı Kanunda yer alan fiillerin ve dolayısıyla sayılan suçların işlenmesi kuralından vazgeçilmiş, ceza sınırına giren öncül suçlardan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması fiili ayrı bir suç kabul edilmiş, soruşturma ve kovuşturma için öncül suçun işlendiğinin tespiti ve sanığın mahkumiyetinin kesinleşmesi beklenmeden, öncül suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin TCK m.282/1-2’de unsurları tanımlanan aklama suçundan şüphe edilmesi halinde, fail hakkında öncül suçla eş zamanlı soruşturma ve kovuşturma başlatılması usulü kabul edilmiştir.
Ancak elbette aklama suçundan mahkumiyetin iki şartı olan, öncül suçtan mahkumiyet ile suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanmasından mahkumiyet ve müsadere için de öncül suç ile aklama suçu arasında kurulması gereken illiyet bağı, hem öncül suç ve hem de malvarlığı bakımından kurularak, aklama suçundan verilen mahkumiyet ve müsadere kararlarının infazı için ise, önce aklama suçunun dayanağı olan öncül suçtan verilen mahkumiyet kararı ve bununla beraber öncül suçtan elde edildiği tespit edilen malvarlığı ile aklama suçuna konu malvarlığı arasında illiyet bağını kuran, aklama suçunun unsurlarını tespit eden bir kararın kesinleşmesi gerektiğini belirtmemiz gerekir.
5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’un; kara paranın aklanması, yani suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçunun ne olduğu konusunda TCK m.282’ye atıf yaptığı, böylelikle kara para aklama suçu için “öncül suç” şartının varlığının korunduğu görülmektedir. Bu nedenle; yalnızca TCK m.282/1-2’de tanımlanan suçun unsurlarının varlığı halinde, failin kara para aklama suçunu işlediğinin kabulü ve bu yolla aklanan malvarlığı ile buna bağlı kazançların müsaderesinin de mümkün olabileceği anlaşılmaktadır.
IV. 5549 Sayılı Kanun Kapsamında Koruma Tedbirleri
5549 sayılı Kanunun “Koruma tedbirleri” başlıklı 17. maddesinin 1. fıkrasında; aklama veya terörün finansmanı suçunun işlendiğine dair kuvvetli şüphe bulunan hallerde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Taşınmazlara, hak ve alacaklara el koyma” başlıklı 128. maddesine göre elkoyma tedbirinin tatbik edilebileceği,
17. maddenin 2. fıkrasında; 17. madde ile sınırlı olmak üzere Cumhuriyet savcısının gecikmesinde sakınca bulunan hallerde hemen ardından hakimin onayını almak kaydıyla CMK m.128 gereğince elkoyma tedbirine karar verebileceği ve CMK m.128’de belirtilen elkoyma tedbirine karar verilebilmesinin şartı olan suçtan elde edilen değere ilişkin raporun alınması için 3 ay beklenebileceği, yani bu rapor hazırlanmadan da 3 ay süre ile elkoyma tedbirinin tatbik edilebileceği, ancak hakimin elkoyma tedbirini onaylamaması veya suçtan elde edilen değere ilişkin raporun 3 ay içinde alınamaması halinde, Cumhuriyet savcısı tarafından verilen elkoyma tedbirinin hükümsüz kalacağı,
5549 sayılı Kanunun yukarıda açıkladığımız koruma tedbirlerine ilişkin hükümleri halen yürürlüktedir.
V. Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı (MASAK)
MASAK’ın görev ve yetkilerini tanımlayan 5549 sayılı Kanunun 19. maddesi ile Koordinasyon Kurulunun görev ve yetkilerini gösteren 20. maddesi, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 15. maddesiyle yürürlükten kaldırılarak, yerine 10.07.2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin MASAK ile ilgili 231. maddesi ve Mali Suçlarla Mücadele Koordinasyon Kurulu ile ilgili de 232. maddesi kabul edilmiştir. Böylece; MASAK ve Koordinasyon Kurulu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine uygun olarak yeniden tanımlanmıştır.
Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; suçlar yönünden MASAK, soruşturma aşamasında Cumhuriyet başsavcılıkları ile çalışıp, CMK m.128’de düzenlenen elkoyma tedbiri, TCK m.282’de tanımlanan suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 3. ve 4. maddelerinde tanımlanan terörizmin finansmanı suçları ile ilgili başsavcılıklara bilgi ve rapor göndermekle görevli ve yetkili kılınmıştır, ancak soruşturmayı yürüten Cumhuriyet başsavcılığına yardımcı olan MASAK’ın görevi ve yetkisi soruşturma aşaması ile sınırlı olup, kovuşturma aşamasını kapsamaz, yani kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından MASAK’tan rapor talep edilemez. Soruşturma aşaması bitinceye kadar MASAK’tan beklenip de gelmeyen rapor varsa, bu rapor savcılık makamının taraf raporu olarak kovuşturma aşamasında dava dosyasına alınabilir.
Bilinenin aksine; Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı çalışan MASAK, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 231. maddesinde belirtilen görevleri ve yetkileri dikkate alındığında, Cumhuriyet başsavcılığına delillerin ve bunların değerlendirilmesi konusunda yardımcı olan taraf raporlarını hazırlar. Bu sebeple; MASAK tarafından hazırlanan rapor bilirkişi raporu sayılmayacağından, CMK m.153/2 uyarınca savunmaya karşı gizlilik kararı alındığında, CMK m.153/3’de sayılan ve şüpheli ile müdafiine verilmesi gereken rapor ve belge kapsamına girmez.
VI. “Öncül Suç”, Seçimlik Hareketler Bakımından Kast Türü ile TCK m.282 Düzenlemesi ve Müsadere Hakkında Değerlendirmeler
“Öncül suç”, kara para aklama veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu olarak bilinen suçun gerçekleşebilmesinin önkoşulu, unsuru ve ayrılmaz bir parçasıdır. Öncül suç olmadığı takdirde, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamadan da bahsedilemeyecektir. 4208 sayılı Kanun........
