Hukukun Üstünlüğü
Hukukun üstünlüğü nedir? Kimisine göre; toplumsal hayatın ve hukuk düzeninin olmazsa olmazı, ekonominin, adil gelir dağılımının, istikrarın, huzurun, hukuk devletinin, hatta demokrasinin temel taşıdır. Kimisine göre ise; hukukun üstünlüğü ile ekonominin gelişmişliğinin bir ilgisi yoktur ki, bunun en çarpıcı örneğinin Çin Halk Cumhuriyeti olduğu söylenir. Çin Halk Cumhuriyeti’nde geçerli olan hukuk düzenini ve yatırım için gereken sermaye gücüne sağlanan hukuk güvenliğini ortaya koymadan yapılacak değerlendirmeler ile salt hukukun üstünlüğü ile refah düzeyinin tüm topluma yayılmasını birbirine karıştıran tartışmalar hatalı ve yetersiz olacaktır.
Nitekim hukukun üstünlüğü tartışmasında; Avrupa Birliği’ne üye ülkeler ile Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya Federasyonu ile Çin Halk Cumhuriyeti bakımından mukayeseler sürekli yapılmaktadır. Hatta kimileri; “hukukun üstünlüğü” kavramını bir aldatmaca görürler ve “üstünlerin hukuku” veya “hukukun görünür üstünlüğü” nitelendirmesinde bulunurlar ki, bu görüşe göre ilk okunuşta göze ve kulağa hoş gelen “hukukun üstünlüğü” esasında kamu otoritesine ve dolayısıyla toplum üzerinde hakimiyet sahiplerinin sürekli gündemde tuttuğu, fakat asıl amacına ve fonksiyonuna ve amacına ulaşılamayan bir kavramdır.
Burada iktisat teorilerinden de bahsedip hukuk ile ekonominin ilişkisini tartışacak değiliz. Sonuçta; hukukun üstünlüğü toplum, bireyler, temel hak hürriyetler için olmazsa olmazdır. Hukukun üstünlüğü; herkesin hukuka bağlı olması ve her şeyin, hukukun evrensel ilke ve esaslarına göre oluşturulmuş hukuk düzenine göre işlemesi demektir.
Hukukun üstünlüğünün temel taşları; hukukun evrensel ilke ve esaslarına göre çıkarılan kanunlar ile kanunların, hem hukukiliğini denetleyen ve hem de kanunları ihtilaflara uygulayan bağımsız ve tarafsız mahkemelerdir. Hukukun üstünlüğünde; “normlar hiyerarşisi” prensibi ve mahkemelerce verilen kararların gereklerinin geciktirilmeksizin yerine getirilmesi esastır. Tüm bunlar hukukun üstünlüğünün şekli yanları olup; kağıt üzerinde kalmayarak, sahada uygulandıkları ölçüde hukukun üstünlüğünün esası kendisini gösterir, gerçek varlığını ispatlar.
“Hukukun üstünlüğü” kavramı ile ilgili bu rahatsız edici girişten sonra, temel hak ve hürriyetler üzerinden bu kavramla ilgili bir değerlendirme ve hukuka bağlılığın ne derece önemli olduğuna ilişkin açıklama yapacağız.
Demokratik hukuk devletlerinin en can yakıcı konularından üçü; ifade hürriyeti, mülkiyet hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıdır. Bu temel hak ve hürriyetler “özgürlük güvenlik” denkleminde tartışılmaktan daha uzak ve daha mühimdir. “Nefes almak” ile her üç temel hak ve hürriyeti birbirinden ayrı ve birlikte eşdeğer görebiliriz. “Hukuk güvenliği hakkı” denilen ve ilk bakışta çok büyük ve anlamlı gözüken kavramın içi; herkes bakımından saydığımız bu temel hak ve hürriyetler ile istikrarlı biçimde doldurulmadıkça, en mühimi de hukuk düzeni tarafından korunup kollanmadıkça, “hukukun üstünlüğü” tesis edilemez.
Hukukun üstünlüğünün iki temel kaidesi bulunmaktadır; bunlardan ilki, bilinen sayısı 27 olan hukukun evrensel ilke ve esaslarını gözeten hukuk kurallarına sahip olmak ve ikinci ise, bu kuralların bu 27 ilke ve esasa göre uygulanmasını sağlamaktır[1]. Bu iki kaideye ne kadar yaklaşılırsa hukukun üstünlüğü güçlenir ve ne kadar uzaklaşılırsa da kanun devleti veya görünür hukuk devleti veya........
