İdamın Gölgesinde Vicdan
Yıl 1960… Mevsim ilkbahar mıydı, sonbahar mıydı bugün bile anımsayamıyorum. Ama gözlerimin önünden hiç silinmeyen bir sahne var:
Kentin belediye bahçesinde toplanmış kalabalık ve ipte asılı bir insan bedeni.
Yakınımdaki bir kadın, yanındakine fısıldıyordu: “Adana canavarıymış…
Yanından geçtim, korkudan altına etmişti.” Bu sözler, o görüntü kadar zihnime kazındı.
O gün ortaokul öğrencisiydim. Yıllar sonra hukuk fakültesinde “suç ve ceza” başlığı altında idam cezasını tartışırken, içimde çoktan şekillenmiş bir kanaat vardı: İdam cezasına hayır.
Türkiye’de ölüm cezası uzun bir süreç sonunda kaldırıldı. İnsan hakları normları, Avrupa Birliği süreci ve uluslararası hukuk düzeni bu değişimde belirleyici oldu. 1984’ten itibaren uygulanmayan idam, 2004 yılında Anayasa’dan tamamen çıkarıldı.
Oysa daha önce idam kararları, mahkemelerden Yargıtay’a, oradan Meclis onayına uzanan bir sürecin ardından infaz edilirdi. 1965’e kadar bu infazlar halkın gözü önünde, meydanlarda gerçekleştirilirdi.
Sonrasında ise cezaevlerinin duvarları ardına çekildi.
Ama yer değişse de gerçek değişmedi: Devlet, bir insanın hayatına son veriyordu.
Bugün hâlâ, özellikle vahşi cinayetlerin ardından “idam geri gelsin” çağrıları yükseliyor. Hatta kimi hukukçular ve siyasetçiler de bu görüşü açıkça dile getiriyor.
İlginç olan ise bazen suçluların bile “Keşke idam olsaydı” demesi.
Bu söz, ilk bakışta bir pişmanlık ifadesi gibi görünse de........
