menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

AİLE KONUTUNUN RIZASIZ DEVREDİLMESİ SEBEBİYLE TAPU İPTALİ VE TESCİL DAVALARI

14 0
20.06.2026

Aile konutu, eşlerin ve varsa çocuklarının yaşam faaliyetlerini sürdürdüğü, acı ve tatlı günleri paylaştığı, ailenin merkezi konumundaki mekandır. Türk Medeni Kanununun 194. maddesi, aile konutu üzerinde mülkiyet hakkı sahibi olan eşin tasarruf yetkisini, diğer eşin açık rızasına tabi kılarak sınırlandırmıştır. Bu çalışma; farklı hukuk kaynaklarındaki ortak esaslar, doktrindeki teorik tartışmalar, usul hukuku dinamikleri ve Yargıtayın güncel içtihat kurguları harmanlanarak, konuyu maddi hukuk, usul hukuku, ispat hukuku ve alternatif talep stratejileri ekseninde kapsamlı bir şekilde incelemektedir.

GİRİŞ VE YASAL MEVZUATIN AMACI

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile hukuk sistemimize giren en önemli koruma mekanizmalarından biri aile konutu müessesesidir. Türk Medeni Kanunu madde 194 fıkra 1 hükmüne göre eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Kanun koyucunun bu emredici düzenlemeyi ihdas etmesindeki temel amaç, evlilik birliğinin devamı süresince aile bireylerinin barınma hakkını güvence altına almak, ekonomik açıdan daha zayıf konumda olan veya taşınmazın maliki olmayan eşi, diğer eşin tek taraflı, fevri ya da kötüniyetli tasarruflarına karşı korumaktır. Bu koruma, sosyal ve hukuki açıdan kamu düzenini ilgilendiren emredici bir niteliğe sahiptir.

AÇIK RIZA KAVRAMININ MADDİ VE ŞEKİLSEL UNSURLARI

Türk Medeni Kanunu madde 194 kapsamında geçerli bir devir veya sınırlı ayni hak, örneğin ipotek tesisi için malik olmayan eşin rızasının varlığı zorunludur. Bu rızanın hukuki geçerlilik kazanabilmesi için doktrin ve Yargıtay uygulamasında belirli şartlar aranmaktadır. Bunlardan ilki zaman itibariyle rızadır. Rıza beyanının, tasarruf işlemi yapılmadan önce veya en geç işlem anında verilmiş olması gerekir. İşlem anında rızası bulunmayan eşin, tasarrufa sonradan kesin ve tereddütsüz bir şekilde onay yani icazet vermesi de işlemi geriye etkili olarak geçerli hale getirir. Şekil şartı bakımından ise kanun metninde rızanın noter senedi veya yazılı şekilde verilmesi gerektiğine dair resmi bir şekil şartı öngörülmemiştir. Ancak ispat kolaylığı ve hukuki güvenlik açısından rızanın yazılı olarak ya da noter huzurunda verilmesi uygulamada büyük önem taşır. Son olarak belirlilik ilkesi gereğince eşin vereceği rıza genel nitelikli olamaz. Eşimin yapacağı tüm taşınmaz satışlarına izin veriyorum şeklindeki genel rızalar geçersizdir. Rıza beyanının, doğrudan doğruya dava konusu aile konutuna ve yapılacak olan spesifik hukuki işleme yönelik, somutlaştırılmış olması şarttır.

AİLE KONUTU ŞERHİNİN HUKUKİ ETKİSİ VE ÜÇÜNCÜ KİŞİLERİN İYİNİYETİ Uygulamada en çok uyuşmazlık çıkan husus, tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmayan taşınmazların üçüncü kişilere devredilmesi durumunda ortaya çıkmaktadır. Bu noktada Türk Medeni Kanunu madde 1023’te düzenlenen Tapu Siciline Güven İlkesi ile Türk Medeni Kanunu madde 194’ün getirdiği aile konutu koruması karşı karşıya gelmektedir. Yargıtayın yerleşik ve istikrarlı içtihatlarına göre, tapu kütüğüne işlenen aile konutu şerhi kurucu değil, açıklayıcı niteliktedir. Bir taşınmazın aile konutu vasfını kazanması, tapuya şerh düşülmesiyle değil, eşlerin o konutu fiilen ortak yaşam merkezi haline getirmesiyle gerçekleşir. Dolayısıyla, tapuda şerh bulunmasa bile taşınmaz hukuken aile konutu koruması altındadır. Tapuda şerh olmaması durumunda, taşınmazı devralan üçüncü kişinin durumu titizlikle incelenir. Eğer şerh varsa, üçüncü kişinin iyiniyet iddiası dinlenmez. Şerh, herkese karşı hüküm ifade ettiğinden alıcının konutun durumunu bildiği varsayılır. Tapuda şerh yoksa, normal şartlarda iyiniyetli üçüncü kişinin kazanımı korunur. Ancak rızası alınmayan eş, satın alan üçüncü kişinin bu taşınmazın aile konutu olduğunu bildiğini veya bilebilecek durumda olduğunu ispat ederse, üçüncü kişinin iyiniyet koruması ortadan kalkar. Yargıtay, üçüncü kişinin bilebilecek durumda olma kriterini somut olayın özelliklerine........

© Hukuki Haber