YARGITAY KARARLARINDA SOYUT BEYANIN DELİL DEĞERİ
Her yazımda ve savunmamda kullandığım bir girizgah olarak: “Ceza hukuku insanların hürriyetlerine karar verilen yargılamalardır.”
Özgürlük, yaratılış ve yaşayış gereği en değerli maneviyatlarımızın başında gelmektedir. Bu değerli kelimenin durumuna ise ceza yargılamalarıyla karar verilmektedir. İşte tam da bu nedenle ceza yargılamalarında hüküm kurulurken “her türlü şüpheden uzak” şerhi düşülerek ancak kesin ispat halinde cezalandırma cihetine gidilmektedir.
Ceza yargılamalarında şüpheye yer bırakmama hali ise kesin ispatla olmaktadır. Bu nedenle somut deliller hükme esas alınmaktadır. Öyle ki şüpheden sanık yararlanır ilkesi “in dubio pro reo” tam olarak bu nedenle vardır. Çünkü gerçekten suçlu olmayan birinin yanlış bir karar verilerek cezalandırılması, gerçekten suçlu olan birinin yanlış bir kararla cezalandırılmamasından önde tutulmuştur. Kısacası bu ilke ile suçsuz olma haline suçlu olma halinden daha çok önem atfedilmiştir.
Bu değer ve önem yargısıyla kesin cezalandırma hali için incelenmesi gereken yegane yer ise delil kurumudur. Bilindiği üzere ceza yargılamalarında, öğrenilen geçmiş zamanlı fiillerin, dedikodunun, somut verilere dayanmayan anlatımların ve tahminlerin yeri yoktur. Her yargılama özel ve ciddidir ve fakat ceza yargılamalarının hürriyete dönük olması bu yargılamalara ekstra ciddiyet katmaktadır. Bu nedenle somut veriler dışındaki söylemlerin; hayatın olağan akışına, dosyadaki delillere, anlatım bütünlüğüne uymadığı müddetçe hükme esas alınması hatalı olacaktır.
Bir diğer incelenmesi gereken durum ise dosyadaki tarafların farklı beyanlarda bulunması halinde hangi anlatıma değer atfedileceğidir. Bilindiği üzere “nemo tenetur” ilkesi gereği şüpheli veya sanık kendini suçlayıcı anlatımda bulunmaya zorlanamayacaktır. Dolayısıyla bu ilke gereği de yargılanan kişinin olağan alışta kendi lehine anlatımlarda bulunacağı açıktır. Tarafların salt olarak anlatımlarının bulunduğu ve fakat somut deliller bulunmadığı veya varolan somut delillerin tarafların anlatımlarıyla alakası olmayan hallerde yargı makamanın unutmaması gereken husus tarafların beyanları arasındaki hiyerarşik bir sıralama olmadığıdır. (çocukların tarafı bulunduğu yargılamalar ayrı bir yazı konusu yapılacaktır) Yargılamayı yapan makamın unutmaması gereken bir diğer husus da tarafların hayatın olağan akışında kendi lehine anlatımda bulunacağıdır. Fakat son zamanlarda ceza dosyalarında yaygın bir şekilde delil kurumunun, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin ihmal edildiğini ve soyut anlatımlara maalesef değer atfedildiğini görmekteyiz.
Soyut beyanların tek başına mahkumiyet hükmü kurmaya yeterli........
