menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tarihte Bugün: Doksan Yedi Yıl Önce Ceza İnfaz Kurumları Adalet Bakanlığına Bağlandı

14 0
20.03.2026

Ceza infaz kurumları, bir devletin hukuk anlayışını ve insan haklarına bakışını en açık biçimde yansıtan kurumsal yapılardan biridir. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte bu kurumlar, yalnızca fiziksel mekânlar olarak değil, aynı zamanda ceza ve infaz anlayışındaki zihniyet değişiminin göstergesi olarak dönüşmüştür. Bugün “ceza infaz kurumu” olarak adlandırılan yapının tarihsel arka planını anlamak hem kurumsal hafızayı hem de güncel tartışmaları doğru okumak açısından büyük önem taşımaktadır.

Osmanlı Devleti’nde suçluların alıkonulduğu sağlıksız mahbes mekânlarından, 19. yüzyılda inşa edilen ilk hapishane yapılarına geçiş, infaz anlayışında yaşanan ilk büyük kırılmayı temsil etmektedir. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise bu yapılar, modern devlet anlayışının gerektirdiği kurumsallaşma süreci içinde Adalet Bakanlığı çatısı altında toplanmış ve “Ceza ve Tevkifevi” kavramı üzerinden yeniden tanımlanmıştır. Bu yazı; infaz sistemimizin mahbeslerden modern ceza infaz kurumlarına uzanan çetrefilli tarihsel yolculuğunu, Adalet Bakanlığına bağlanma kararının önemini ve günümüzde süregelen terminolojik tartışmaları ele almaktadır.

Osmanlı Devleti’nde suç ve ceza anlayışı uzun süre İslam hukukuna dayanmış; bu nedenle 19. yüzyıla kadar hapis ve hapishane kavramlarının hukuki anlamda sistematik bir karşılığı bulunmamıştır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın infaz edildiği özel mekânlar mevcut olmayıp, hapis daha çok yargılama öncesi tutuklama ya da kısa süreli bir uyarı aracı olarak kullanılmıştır. “Alıkoymak, engellemek” anlamındaki habs kökünden türeyen ve “mahbes” olarak adlandırılan bu mekânlar, günümüz hapishanelerine benzer şekilde inşa edilmiş yapılar değildi. Hakkında hüküm kesinleşmemiş kişilerin tutulduğu bu alanlar; hükûmet konaklarının bodrumları, saraylar, kaleler ve tophanelerde bu amaçla ayrılmış dar ve sağlıksız bölümlerden ibaretti. Yetersiz havalandırma, sınırlı ışık ve insan sağlığına elverişsiz koşullar, mahbeslerin temel özellikleriydi.

İstanbul’da suçun niteliğine göre farklı mahbesler kullanılmış; Yedikule, Eminönü’ndeki Baba Cafer ve Kasımpaşa’daki Tersane zindanları bu mekânların başında gelmiştir. Katil, hırsız, borçlu ve zina suçluları Galata zindanına gönderilirken; siyasi ve askerî suçlular genellikle Babıâli’deki Tomruk, Yedikule, Rumeli Hisarı ve Tersane zindanlarında tutulmuştur.

19. yüzyılda Osmanlı hukuk sisteminde yaşanan en önemli gelişmelerden biri, Hapishane-i Umumi’nin açılmasıdır. 1831 yılında Yedikule, Baba Cafer ve Tersane zindanları kapatılmış; yerine Sultanahmet’te bulunan, Kanuni Sultan Süleyman döneminin sadrazamı Pargalı İbrahim Paşa’ya ait saray binası onarılarak Hapishane-i Umumi olarak hizmete açılmıştır. Koğuşlar, hastane, meslek sahibi mahkûmlar için imalathaneler, hamam, cami ve kiliseden oluşan bu yapı, dönemi için ileri sayılabilecek fiziki imkânlara sahipti. Hatta bina özellikleri sayesinde haftanın belirli günlerinde ziyaretçilere açık olmasına dahi izin verilmiştir.

Merkezi bir idare ihtiyacının giderek belirginleşmesi üzerine, 1911 yılında hapishaneleri tek çatı altında toplamak amacıyla Dahiliye Nezareti’ne bağlı Hapishaneler Müdüriyeti kurulmuş, bu yapı 22 Aralık 1913’te Hapishaneler Müdüriyet-i Umumiyyesi adını almıştır. Bu kurum,........

© Hukuki Haber