Hüsamettin Cindoruk ve Ortak Anılar
1985 yılıydı. Rahmetli İsmail Başaran, Milliyet gazetesinin Samsun Büro Şefi olunca, ekonomik zorluklar içindeki Türk Haberler Ajansı (THA)’da nöbeti ben devralmıştım ki ajans, daha fazla dayanamamış; o yılın 10 Nisan günü, Polis Bayramı’nı kutlamak için gittiğimiz Samsun Emniyet Müdürü rahmetli Kamil Acun’un makam odasına gelen bir telefonla kapandığını öğrenmiştim.Hani nasıl denir, “hikmetinden sual olunmaz”... Yüce Allah, Ahmet Arif’in o şiirinde dediği gibi, kendimi bir an için duldasız ve pusatsız hissettiğim gün, benim için bir kapıyı kapatırken bir kapıyı açıyordu. Ajansın kapandığı haberini aldığım gün, aynı zamanda kadromun Güneş gazetesine devredildiğini öğreniyordum.Güneş gazetesi de 1991 yılında kapanınca, 1992 yılının 10 Nisan günü rahmetli Nezih Demirkent bana Dünya gazetesinin kapılarını açacaktı.80’li yılların o zor zamanlarında tanıdım ben rahmetli Hüsamettin Cindoruk’u.Ajans ekonomik zorluklar yaşadığı için olsa gerek, DYP’nin çiçeği burnundaki Genel Başkanı Cindoruk’un Karadeniz gezisini Ankara’dan takip edecek birini gönderememiş, THA’nın o yıllardaki Yurt Haberler Servisi Şefi, “Samsun’dan Artvin’e kadar sürecek geziyi sen takip edeceksin” demişti.Zaten düzenli maaş alamıyorduk ama DYP Genel Başkanı’nın Karadeniz gezisini takip etmek için görevlendirilen bana iş avansı da gönderilmemişti.Kelimenin tam anlamıyla duldasız ve pusatsızdım yani. (Pusatın silah anlamına geldiği bilinir. Dulda ise rüzgâr, yağmur veya güneşten koruyan kuytu, gölge ve gizli yer demektir.)Neyse, Cindoruk’la birlikte; Mehmet Gölhan, Erman Yerdelen, Mehmet Dülger ve “Üç Fidan” olarak bilinen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamını isteyen 12 Mart’ın savcısı Baki Tuğ gibi isimlerin yer aldığı otobüse........
