Ölüm ile Yaşam Arasında Bir Film: Kirazın Tadı (Tatlı Bir Varoluş Hikâyesi) 25 Mayıs 2026
“Bütün güzel şeyleri bize toprak verir. … Bütün güzel şeyler toprağa geri döner.”(Kirazın Tadı/Abbas Kiyarüstemi)
Eğitimci olmak benim için yalnızca mesleki bir kimlik değil, adeta bir ontoloji meselesi. Ancak ben üniversite eğitimimi de felsefe üzerine aldım. Felsefe eğitimi aldığım yıllarda, elbette bununla ilgili bir dersimiz olduğu için bu alana ayrıca yoğunlaşıyordum. Bugün de hâlâ bu alanla ilgili filmleri ve kitapları ilgiyle takip ediyorum. Biraz ülkedeki kaostan kaçmak biraz da alanıma yönelmek için dün akşam uzun zamandır izlemek istediğim İranlı ünlü yönetmen Abbas Kiarostami’nin Kirazın Tadı filmini izledim. Ve film üzerine zihnimde oluşan bazı notları sizinle paylaşmak istedim.
Film, intihar etmeye karar veren Bay Badii’nin intihar ettikten sonra onu para karşılığı gömmeye ikna etmek için birini arama hikâyesi. Kahramanımız yol boyunca üç kişiden yardım ister: bir asker korkup kaçar, Afgan bir ilahiyat öğrencisi dini öğretiler nedeniyle teklifi kabul etmez, Türk bir tahnitçi ise yaşamla ilgili ilginç deneyimlerini ve ikna edici sözlerini paylaşmaya çalışır. Adam Tahran’ın çevresindeki toprak yollarda arabasıyla dolaşır ve öldükten sonra kendisini gömecek birini arar.
Ana karakterin ölmek isteme nedenini film açıkça göstermez. Bu yüzden hikâye bireysel bir dram olmaktan çıkıp evrensel bir varoluş sorgusuna dönüşür. Çünkü eğer Bay Badii’nin sebebi filmde verilmiş olsaydı, izleyiciler olarak biz onun yalnızca kişisel hikâyesini izlemiş olurduk. Oysa film öyle kurgulanmış ki, Bay Badii’nin yüzünde tek bir bireyin değil, yaşamla bağını yitirmiş herkesi gösterir.Filmin sonunda ne ölmeye ne de yaşamaya dair kesin bir cevap verilir; izleyici belirsizliğin tam ortasında, varoluşun çıplak sorusuyla baş başa bırakılır.
“Kendimi mi öldürsem, bir fincan kahve mi içsem?” (Albert Camus – Yabancı)
Filmde Albert Camus’nün düşüncelerini de sahnede görmek mümkündür. Camus’ye göre........
