menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eğitimde çöküşten nasıl çıkmalı? 2 Haziran 2026

14 0
02.06.2026

“Cumhuriyetin, Atatürk’le arkadaşlarının ilk çeyrek yüzyılda yaşama geçirdiği, ülkeyi teknoloji, tarım ve sanayide bağımlılığa değil bağımsızlığa, sürekli borçlanma yoluyla tüketime dayalı değil, üretime odaklanmış bir eğitim politikası… Bilimin, sanatın gücüyle aydınlanmış bir ülkeyi, ulusu ancak öyle var edebiliriz.”

Emekli Öğretmen Nazım Mutlu ile eğitimimiz üzerine konuştuk.

Eğitimle ilgili bütün süreçlerde ve alanlarda sorun olarak gördüğünüz güncel gelişmelerden özetle söz edebilir misiniz?

Elbette. Okul öncesinden yüksek lisansa dek 25 milyon dolayında öğrencisi olan bir ülkeyiz. Sorunları özetleyecek olursak:

- Yıllardır okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocuklarımıza ‘sıbyan mektepleri’ adıyla seslenen, hiçbir resmi kayıtta yer almayan ve bütünüyle yasadışı yollarla işleyen 6 bin dolayında cemaat-tarikat okulu var. Bunlarda hangi içeriğe bağlı bir eğitim öğretim verildiği bir tür ‘devlet sırrı’dır. Hem ekonomik hem içerik ve pedagojik açıdan herhangi bir denetimin ve açıklığın söz konusu olmadığı bu tür ‘sır’ların içinden ne tür ‘gerçek’lerin çıktığını, henüz çok azı basın yoluyla kamuoyuna yansıyan birtakım tatsız, olumsuz olaylardan anlıyoruz ama yakın gelecekte daha bu tür olayların daha olumsuzlarıyla karşılaşacağımızı şimdiden söylemek kehanet sayılmamalı.

- Okul öncesinden üniversiteye dek eğitim öğretim süreçleri içinde yer alan özel okulların yarıdan çoğu okul öncesiyle ilgilidir. İlk ve ortaöğretim çağındaki çocuklarımızın yaklaşık yüzde 12’si paralı okullardadır. Bunun ailelerde ve toplumsal yapının bütününde özellikle nitelikli eğitime erişim açısından doğurduğu çelişkilerin boyutları sürekli artmaktadır. Özel okulların yıllık ücretleri milyonlu rakamlarla konuşuluyor.

- MEB, bütün kademelerde eğitimin içeriğini ve işleyiş biçimini çağın ve ülkenin gereksinmeleri doğrultusunda değil, iktidar olarak kendilerinin gereksinmeleri doğrultusunda biçimlendirme çabasını sürdürüyor. İktidar sözcülerinin yetişecek insan tipinde aradıkları tek ölçü, kendi öğretileri doğrultusunda belirledikleri “milli ve manevi değerler”dir. Bu ‘değerler’in hiçbirinde bilim, sanat, çağdaş kültür, Cumhuriyet, Kurtuluş Savaşı, Atatürk, dünyaya ve olaylara eleştirel bakış gibi kavramlar yoktur. Olup biten hiçbir şeye itiraz etmeyecek, her denileni yüksünmeden yapacak bir ‘ümmet’ toplumu, “milli ve manevi değerler” dedikleri… ‘Yurttaş’, ‘ulus’, ‘birey’ değil!

- Tek ölçü kendi konumlarını korumak ve sağlama almak olunca eğitimin planlaması, finansmanı, istihdam, iş güvenliği ve güvencesi gibi yaşamsal önemdeki ayrıntılar da arka planda kalıyor. Bu yüzden ataması yapılmayan öğretmen sayısı milyonu buldu. Hal böyleyken ilk ve ortaöğretimde 90 bin dolayında ücretli öğretmen çalıştırılıyor, karın tokluğuna. Okullarda kadrolu çalışan hizmetli, güvenlikçi, memur, teknik personel kalmadı. İktidar, bunların tümünü piyasalaştırdı devretti ve temizlik, güvenlik, ısınma, boya-badana gibi işlerin neredeyse tümünü velilerin sırtına yıktı. Bu hizmetlerin ne ölçüde yerine getirildiğini de özellikle son yıllarda okul içlerinde ve çevresinde yaşanan acı, üzücü olaylardan anlıyoruz.

- Yükseköğretimse başlı başına bir dert küpüdür! Son beş yılda 453 bin öğrenci okul kayıtlarını dondurmuş. Aileler çocuklarının barınma, beslenme ve ulaşım giderleriyle baş edebilecek durumda değiller. Baş edebilenlerinse gözleri dışarıda ne yazık ki. Güvensiz, geleceksiz, umutsuz bir diplomalı kitle! Gümrük kapıları olmasa genç hekim, mühendis, hukukçu, işletmeci vb. kalmayacak ülkede. Öte yandan, tıpkı sıbyan mektepleri........

© HalkTV