Öze dönüş çağrısı!
Rızalık, belirli bir inanç veya etnik yapının yaşam kültürüne ait bir kavram değildir. Onu evrensel bir değer olarak ele almak gerekir. Çünkü Rızalık, insanlığın birlikte yaşama iradesinin mührüdür. Bu kavram, bireysel onayın çok ötesindedir. Rızalık, toplumsal sözleşmenin vicdani zeminidir. Bir toplumun adil, sürdürülebilir ve barış içinde yaşaması buna bağlıdır.
Yönetenle yönetilen arasındaki ilişki rızaya dayanmalıdır. Aynı şekilde güçlüyle güçsüz ve bireyle toplum arasındaki bağ da bu zeminde kurulmalıdır. Bu yönüyle Rızalık, hak ve adaletin en gerçekçi terazisidir.
İnsanlığın tarihsel deneyimleri yol gösterici olmuştur. Bu deneyimler göstermiştir ki kurallar, kurumlar, yasalar adalet duygusuyla bağını kopardığı her dönemde ve durumda toplumlar büyük sorunlarla karşılaşmıştır.
Hukukun geçerliliği sadece yazılı bir kurallar düzeneği olmasına bağlı değildir. Kurallar gücünü, insanlar tarafından adil bulunmasında alır. O kurallar, rızayla kabul edildiğinde ancak karşılık bulur. Rızalığın olmadığı yerde bir düzen olabilir, lakin adalet yoktur. Orada sadece buyruğa uyma vardır ve genel kabul görmez.
***
Rızalık, yalnızca törensel ya da sembolik bir kavram da değildir. Aksine o; ekonomik paylaşımda, siyasal temsilde ve komşuluk ilişkilerinde kendini gösteren yaşamsal bir ilkedir. Emek-sermaye dengesinde ve doğayla kurulan bağda da bu ilke geçerlidir.
Toplumsal kurumlar bu temel kavram üzerinde yapılanmalıdır. Aksi halde bu yapılar mekanik, ruhsuz ve çıkar odaklı hale gelir. Bu dönüşüm kurumları işlevsizleştirir ve toplumsal güven duygusunu da aşındırır. Otorite rızadan değil de güçten üretilirse, otoriter bir nitelik kazanır. Bu durumda Rızalık yerine korkular, alışkanlıklar ya da çıkar ilişkileri egemen olur. Böyle olduğunda yöneticiler temsil yeteneklerini kaybederler. Kurumlar ise toplumu bir arada tutma gücünü yitirir. Bu durum sadece belirli bir topluluğu ilgilendiren bir sorunsallıktan ziyade tüm insanlığın ortak problemidir.
***
Rızalık, dili, dini, ırkı, rengi ne olursa olsun herhangi bir kimliğe özgü de değildir. İnsanlık tarihi boyunca adalet arayışının ortak dilidir. Barış, eşitlik ve birlikte yaşama kültürü ancak rızayla inşa edilebilir.
Modern yaşamın getirdiği popülizm, güç tutkusu ve çıkar siyaseti Rızalık hukukunu gölgede bırakmıştır. Makam ve iktidar hırsının belirleyici olduğu bir ortamda Rızalık üretilemez. Çünkü Rızalık, benmerkezci bakış açısı terk edilerek, kişisel hırslardan vazgeçilmeyi öngörür.
Rızalık, aileden kamusal hayata kadar her alanda toplumsal bir bilince dönüştürülmelidir. Devlet idaresinden yerel yönetimlere, sivil toplum yapılarından bireysel ilişkilere değin her alanda Rızalık anlayışı hakim kılınmalıdır. Aksi halde adalet söylemi sadece bir temenni olarak askıda kalır.
Eşitlik, özgürlük ve adalet iddiası taşıyan her toplumsal yapının merkezinde Rızalık olmalıdır. Gerçek anlamda demokratik ve onarıcı........
