Hakk ehline…Gözlemlerim ve önerilerim (2)
"Mümin olan bir gönüle sığındım,
İnkarı bıraktım, ikrara geldim.
Kendi özüm deryasına daldım,
Gevheri bulmaya irfana geldim."
Alevi inancında “kadın-erkek farkı yoktur, can vardır” sözü çok sıkça dile getirilir. Bu söz, söylemde cinsiyet eşitliğini ifade eder. Ancak gündelik örgüt ve yaşam pratiğinde kadınlar çoğu zaman mutfakta, organizasyonun lojistik kısmında ya da görünmeyen emek alanlarında kaldığını gözlemledim. Anlayacağımız, Aleviler’de de kadının kendi var olsa da adı yine yok!
Toplantı salonlarının ön sıralarında genellikle Cemevleri’ni ele geçiren ve egemenliğini ilan eden ‘erkekler’ oturuyor. Bunların konuşma süreleri daha uzun, söz hakları daha fazla oluyor. Kadınlar ise çoğu zaman “destekleyen” veya “alkışlayan” pozisyonda kalıyor. Olur ya genç kadınlardan biri söz aldığında ise yaşadığı gerilim, bazen alaycı bakışlara, bazen üstten konuşmalara muhatap olması dikkat çekiyor.
Bu durum bilinçli bir kötücüllükten mi? Alışkanlıklardan mı? Yoksa her ikisinden mi? Lakin sonuç hiç değişmiyor. Eşitlik söylemi ile pratik yaşam arasındaki mesafe her geçen gün açıldıkça açılıyor.
Kadınların bu durumu, hem tarihsel derinliği hem de toplumsal gerçekliği olan oldukça hassas bir sorun olarak gündemde bulunuyor. Bu sorunun Anadolu Aleviliği (Kızılbaşlık) öğretisi ile bu öğretinin yaşandığı toplumsal pratikler arasında bazen ince, bazen de kalın bir çizgi olduğunu söyleyebilirim.
Kısaca belirtmek gerekirse, Alevi öğretisinde kadının adı var ve çok güçlüdür; ancak sosyal hayatta her zaman bu kadar ideal olmayabiliyor.
İşte bu durumu anlamamızı sağlayacak birkaç temel başlıkta ele alalım:
Alevi inanç sisteminin temelinde "can" kavramı yatar. Yol'a giren kişi için cinsiyet bir üst kimlik değildir, ‘Can’ın cinsiyeti yoktur. Yani ‘cinsiyetsiz bir eşitlikten’ söz edebiliriz.
Cem Erkanı’nda kadın ve erkek yan yana saf tutar. Bu, İslam coğrafyasındaki diğer birçok yorumdan temel bir kopuş noktasıdır.
Hacı Bektaş Veli’nin Bakışı:
"Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde
Hakk'ın yarattığı her şey yerli yerinde
Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok
Noksanlık, eksiklik senin görüşlerinde"sözü, bu duruşun anayasasıdır.
Peki, neden "Kadının adı yok mu?" sorusu hala soruluyor? Çünkü Aleviler de boşlukta yaşamıyorlar, içinde bulundukları geniş coğrafyanın feodal ve ataerkil yapısından etkileniyorlar.
Anadolu Aleviliği’nde kadının adı vardır ve bu ad "Can"dır. Kadın, ibadetin ve sosyal hayatın merkezindedir. Ancak, "adı yok" hissini yaratan unsur inancın kendisi değil, bu inancın üzerine çöken çevre kültüründen oldukça nasiplenen ve feodal alışkanlıklarını sürdüren erkek egemenliğidir. Bugün kentleşen Alevi toplumunda kadınlar, inancın özündeki o "eşitlikçi" kökleri yeniden canlandırmaya çalışarak hem kurumlarda hem de cemlerde daha görünür hale gelmeye çalışsa da erkek figür engeliyle karşılaşmaktadır.
Gençlerle yaptığım sohbetlerde ise sıkça duyduğum cümle şu: “Bizim dilimizi konuşmuyorlar, bizi de anlamıyorlar”, “Merak ettiğimiz konuları sorduğumuzda ya bizi küçümsüyorlar veya kaçamak cevap vererek geçiştiriyorlar.” Genç kuşaklar dijital dünyada yaşıyor, kimliklerini çok katmanlı olarak oluşturuyorlar. Bu gençler sadece inançla değil, ekoloji, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, ifade özgürlüğü gibi başlıklarla da ilgileniyor.
Ancak birçok Alevi örgütü hala sürekliliği olmayan, keyfe keder açıklamalar yaparak, düzensiz iletişim yöntemleriyle yol almaya çalışıyor. Sorunların üzerine gitmeyi planlı, programlı ve sürekli hale getiremiyorlar, bunu da dert edinmiyorlar. Sosyal medya hesapları pasif, içerikler tek yönlü, tartışma........
