menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Çerçeve Yasası” ve Aleviler 27 Ağustos 2026

15 0
27.08.2026

“Kadılar müftüler fetva yazarsa

İşte kemend, işte boynum asarsa

İşte hançer, işte kellem keserse

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Ulu mahşer günü olur divan kurulur

Suçlu, suçsuz gelir orada dirilir

Piri olmayanlar anda bilinir

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” Pir Sultan Abdal (16.yüzyıl)

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen ve Türkiye gündeminin ana eksenini oluşturan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” adını taşıyan çerçeve yasa teklifi, yalnızca hukuki ve siyasi bir ‘barış’ arayışından ziyade, derin bir tarihsel hesaplaşmayı da beraberinde getirdi. Terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın, süreci meşrulaştırmak ve tarihsel bir derinlik kazandırmak amacıyla yaptığı “Yavuz Sultan Selim-İdris-i Bitlisi ittifakı” göndermesi, Alevi toplumunda, Alevi aydınlarında ve demokratik kitle örgütlerinde haklı ve köklü bir infiale yol açtı.

Bu tepkinin tarihsel arka planı açıktır. Çaldıran ittifakı olarak bilinen Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi işbirliği, 16. yüzyılda Osmanlı ile Safevi rekabetinin belirleyici dönemeçlerinden birinde Şafi Kürt beyliklerini Osmanlı çatısı altında toplamayı hedeflerken, bu tarihsel hamlenin Alevi/Kızılbaş toplumu açısından bedeli ağır zulüm ve katliamlar, sürgünler ve asırlar boyunca süren ötekileştirme olmuştur. Dolayısıyla bugün “yeni bir tarihsel ittifak” ve “Kürt-Türk barışı” adı altında 16. yüzyılın Kürt-Türk, Sünni-devlet ittifak modelinin güncellenerek meşrulaştırılmaya çalışılması, Alevi hafızasındaki travmaları doğrudan tetiklemektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş ne demişti:

“Bir başka ittifak ise Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail'e karşı Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi'nin yapmış olduğu bir büyük ittifaktır. 1514'te Çaldıran'da o ittifakımız Anadolu'daki Müslüman toplulukların başının daha dik bir şekilde dolaşmasına, esenlik ve birlik içerisinde birlikte var olmasını sağlamıştır.”

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan ne demişti:

“Çaldıran, Kürt, Türk, Arap'ın ortak zaferidir. Biz bu coğrafyada ittifak yapınca güçlendik, cihana hükmettik.”

Son İmralı tutanaklarında terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan ne demişti:

“Şimdi devlet bize terörist gözüyle baksa da yarın en az MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı olacağız. 3 ay tartışalım, göreceksin devlet kapısı ardına kadar açılacak. Çünkü en stratejik bir halkı devletin müttefiki haline getiriyoruz. Yavuz, İdris-i Bitlisi'ye beyaz bir kağıt verir, ne istersen yaz der. Sonuç Ortadoğu kapısını aralar.”

Bu ifadeler yan yana getirildiğinde, tartışmanın neden yalnızca tarihsel bir ayrıntı olarak görülemeyeceği daha açık hale gelmektedir. Buradaki temel sorun, geçmişte kurulmuş bir ittifakın hatırlanması değil; Alevi/Kızılbaş toplumunun tarihsel hafızasında ağır bir zulüm ve kıyım dönemi olarak karşılığı bulunan bir ittifakın, bugünün toplumsal barış projesine model veya referans olarak taşınmasıdır.

Bu sürece Alevi demokratik kitle örgütleri ile Alevi aydınlarının yaptığı itirazların merkezinde üç temel eleştiri yer almaktadır:

Öcalan’ın “bin yıllık İslam kardeşliği” ve “Türk-Kürt ittifakı” söylemleri temelinde olgunlaştırılmaya çalışılan siyasallaşmanın yarattığı toplumsal huzursuzluk, Alevilerin tarihsel travmalarını yeniden alevlendirmiştir. Bir barış ve bütünleşme yasası tasarlanırken, tarihsel referans olarak Alevileri yok sayan ve hatta kıyımdan geçiren bir ittifak modelinin esas alınması, barışın kapsamını daraltmakta, çoğulculuk yerine iki belirleyici aktör olan “Sünni-devlet aklı ve bölücü Kürt siyasi hareketi” arasında bir parselasyona dönüşmektedir.

Yasada ve süreçte “Türk-Kürt ittifakı” söylemi öne çıkarılırken, Türkiye’nin kadim ve önemli toplumsal kesimlerinden biri olan Alevilerin demokratik talepleri ve eşit yurttaşlık vurguları bir kez daha yok sayılmaktadır. Oysa gerçek bir toplumsal bütünleşme, yalnızca iki siyasal veya etnik aktörün uzlaşmasıyla değil, bütün toplumsal kesimlerin eşit yurttaşlık temelinde sürece dahil edilmesiyle mümkün olabilir.

DEM Parti içinde siyaset yapan Alevi şahsiyetler ise partilerinin toplumsal barış için Meclis zeminini ve yasal süreci destekleyen çizgisi ile Alevi kimliğinin tarihsel ve varoluşsal travmaları arasında derin bir........

© HalkTV