Taşranın sıkışmış zamanı, sessiz çöküşü ve vanya dayı
Bu hafta konuklarımız modern tiyatronun büyük ismi Anton Pavloviç Çehov ve İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun Mehmet Birkiye imzalı rejisiyle sahnelenen Vanya Dayı oyunu. Yazarımızın aynı zamanda bir tıp doktoru olduğunu hatırlatıp, tüm sağlık çalışanı meslektaşlarımın 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyorum.
Tiyatronun neyi sahneye taşıyabileceğine ilişkin düşünceyi değiştiren yazarlardan biri olan Çehov, sahnede olayın yerini durumun, çatışmanın yerini gerilimli bir bekleyişin, yüksek sesli dramatik patlamaların yerini ise insan ruhunun neredeyse duyulmaz kırılmalarının aldığı bir anlatımın yollarını bulmuş çok önemli bir tiyatro insanıdır. Bu nedenle onun oyunları, tek başına bir hikâye anlatmaktan çok bir toplumsal formun aşınmasını, bir sınıfın içten içe dağılmasını ve bireyin kendi hayatına yabancılaşmasını sahneye dönüştürür. Vanya Dayı da bu açıdan Çehov dramaturjisinin en açık, en yoğun ve en sarsıcı metinlerinden biridir.
Çehov 1860’ta, serfliğin kaldırıldığı yılın hemen eşiğinde doğmuştur. Serflik, Orta Çağ Avrupa’sında feodalizm sistemine dayanan, köylülerin bir toprak sahibine ve belirli bir toprak parçasına hukuki olarak bağlı olduğu, hatta kimi zaman toprakla birlikte alınıp satılabilen bir iş gücü düzenini anlatır. Asırların bu yarı kölelik sisteminin ortadan kalktığı dönemi yaşayan Çehov, 44 yaşında veremden hayatını kaybettiğinde ise Rusya henüz 1905 devriminin eşiğine gelmemiştir. Yani hayatı, Çarlık Rusyası’nın çözülmekte olduğu ama henüz yeni bir düzenin kurulamadığı tarihsel aralıkta geçer. Bu ara dönem, onun tiyatrosunun temel zeminidir. Çehov’un eserlerinin tamamına bu toplumsal dönüşüm ve politik evren sızar. Feodal toprak düzeni hukuken ortadan kalksa da ekonomik, kültürel ve zihinsel yapılar aynı hızla değişmez. Eski aristokrasi çözülürken taşra malikâneleri de ihtişamını kaybeder. Eğitimli sınıf bir tür eylemsizlik içinde kendini yeniden üretemez, yükselen yeni toplumsal dinamikler ise henüz inşa aşamasındadır. İşte tüm bunları bilirsek Çehov’un karakterlerini daha iyi anlar, kurduğu evreni kavrayabiliriz. Onun oyun kişileri ne bütünüyle geçmişe aittir ne de geleceğe. Onlar tarihsel bir eşikte yaşarlar, bir dünyanın bittiğini hissederler ama yenisinin ne olacağını bilmezler.
Bu politik ve toplumsal iklimi görmeden Vanya Dayı tam olarak anlaşılamaz. Oyun yalnızca yazıldığı haliyle okunur ve sahnelenirse, karşımıza sadece karşılıksız aşklar, boşa gitmiş emekler ve aile içi gerilimler etrafında dönen basit bir yapı çıkar. Oysa çarlık düzeninin ağır bürokrasisi, kırsal yaşamın durağanlığı, aydınların eylemsizliği, toprağa dayalı eski yaşamın içten içe çürümesi oyunun her hücresine sinmiştir. Çehov bu anlatılarını ajitatif bir politik dille yapmaz, slogan üretmez. Büyük bir ustalıkla tarihin insan ruhunda yarattığı tortuyu gösterir. Bu yüzden Çehov’un metinleri politik olanı karakterlerin konuşma biçiminde, suskunluğunda, yorgunluğunda ve ertelenmiş hayatlarında açığa çıkarır.
İşte tam da lafı böyle uzattığımı düşündüğünüz anda, Vanya Dayı’nın bu dünyanın hatta her zamanın oyunu olduğunu söylemek isterim. Oyunun akışı içinde yıllarca bir profesörün sözde entelektüel otoritesine inanarak çalışan, çiftliğin gelirini ona gönderen, kendi hayatını adeta başkasının kariyerine vakfeden Vanya, bir gün hayatının yanlış bir inanca adandığını fark eder. Profesör Serebryakov’un taşraya gelişi yalnızca bir ziyaret değildir. Herkesin bastırdığı duyguların, ertelenmiş öfkelerin ve yalan üstüne kurulmuş saygının açığa çıkışıdır. Vanya’nın trajedisi yalnızca profesörün eşi Yelena’ya duyduğu karşılıksız aşkta değildir. Asıl trajedi kendi hayatının öznesi olmadığını fark etmesindedir. Bir ömür boyunca kendi hayatını yaşamamış, başkasının önemine inanarak yaşamış, sonra da o önemin sıradan, hatta kof olduğunu görmüştür.
Bu nedenle Vanya Dayı’nın merkezinde aşk kadar emek, arzu kadar sınıf, melankoli kadar tarih vardır. Uzun adı Ivan Petrovich Voynitsky olan Vanya, çöken bir taşra soyluluğunun ve boşa gitmiş adanmışlığın temsilcisidir. Profesör Serebryakov ise entelektüel otoritenin içinin nasıl boşalabileceğinin simgesidir. Saygınlığı vardır ama üretkenliği tartışmalıdır; temsili büyüktür ama gerçekliği küçüktür. Genç Yelena yalnızca güzelliğin değil, edilginliğin de sahne üzerindeki biçimidir. Herkesin arzusunu harekete geçirir ama kendisi karar verici bir özneye dönüşemez. Doktor Astrov ise Çehov’un en modern figürlerinden biridir. Ormanların yok oluşundan söz eder, insanın........
