menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Geleceğe yazılan "hakikat mektupları"

264 0
27.03.2026

Maalesef İBB davasını izleyemedim. İzleyemiyorum. Aile dayanışması buluşmalarına da -yine maalesef- katılamadım. Ama her haberlerini okudum. Her görüntüde oradaymış gibi duygulandım. Hatta sık sık ağladım.

Ve her seferinde o eski günleri, FETÖ kumpasıyla kurulan mahkemeleri hatırladım.

Tutuklu sanıkları gazeteci olduğu için en çok izlediğim dava, kısaca “ODATV davası” diye bilinen tuhaf ötesi çorbaydı.

Hemen her görüşten insanı.. Geçmişte işkence yaptığını kabullenip itiraf eden Hanefi Avcı’dan, solun farklı renklerinden gençleri.. bugün AKP’nin yanında gördüğünüz Nedim Şener’den, o dava vesilesiyle tanıdığım 2 Barış’a kadar sanıkları ile sahiden çorbaydı.

Aynı davanın sanığı olmalarını iddianame, mahkeme heyeti bile izah edemiyordu.

Ama heyetin izah etmek gibi bir kaygısı da yoktu doğrusu. Hakim isteyene söz veriyor.. Sanık sıralarından atılan laflara espriyle yanıt veriyor.. Dersine bir bilim adamı titizliğiyle hazırlanan Celal Ülgen’in savunmasını dikkatle izler gibi yapıyordu..

Öylesine farklı bir atmosfer vardı ki, Nedim Şener’in bir defasında söylediği gibi,

“Sanki bir tiyatro oyununu izlemeye gelmiştik.. Perde alkışlarla kapanacak ve herkes mutlu mesut evine gidecekti..”

Sanıklar bir yere gidemiyordu elbette.

Bugün, İBB davasında neyin ne olduğunu herkes bildiği halde sanıkların evine gidemediği gibi!

Onlardan biri, tanımaktan mutlu olduğum İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan “HAKİKAT MEKTUPLARI” dizisinin dördüncüsünde şöyle yazmış:

“Yargı sistemimizin çok önemli ve istisnai bir organı olan bir mahkemede yargılanıyoruz.

Mahkeme heyetinin binlerce sayfadan oluşan iddianameyi dikkatle okuyup, sanıkların savunmalarını ciddiyetle dinleyerek, meseleleri anlayarak hüküm kurmasının, biz sanıkların hukuku için olduğu kadar 86 milyon vatandaşımızın adalete olan inancı için de çok ama çok önemli olacağı aşikardır.

Ancak mahkeme kararları tek başlarına adaletin tecelli etmesini sağlayamazlar. Adalet, ancak gözaltından kesin hükme, sürecin her aşamasında vicdanın ve hukukun hâkim olmasıyla sağlanabilir.

Adil soruşturma ve yargılama usullerine tam riayet, bir başka deyişle “usul adaleti” her davada gerçek ve nihai adaletin temel şartıdır. Hukukta “usul esastan önce gelir” derken, anlatılmak istenen tam da budur.”

İşte bu sözlerdi beni FETÖ günlerine götüren.. Adaletin ne usulden ne de esastan sağlanabildiği günlerde hukuk büyük darbeler........

© HalkTV