Konforun kafesinden izzetin Direnişine: Ramazanımız Gazze olsun!
Uzaydan dünyamızı izleyen herhangi bir varlık olsa belki de “Işıl ışıl parlayan ve cazibeli görünen bu gezegende yaşayanlar ne kadar da şanslı!” diyecektir. Ama meselenin mahiyetini bilen bilir ki dünyadaki her olgu, yenilenen ve sonlanan bir nizam çerçevesinde bir varoluş ve yok oluş serüveni yaşamaktadır. Yani uzaydan görülen bu şatafatlı gezegende hiçbir şey baki değildir. "Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurdu ise işte asıl hayat odur. Keşke bilselerdi!" (Ankebût Suresi, 64). Mamafih ortalama insan ömrü elli, altmış senedir. Her an evinden çıkarılabilecek bir kiracı misali, tabiri caizse ayrıla yazdım (her an ayrılabilir hali) gerçekliğiyle burada yaşamaktayız. Yani başka bir deyişle dünya bir doldur boşalt, sınırlı ve sonlu bir sistem gibi işlemektedir. Bir asır önce kendi küçük dünyasında çizdiği devasa sınırlar içerisinde hükümranlık süren hiç kimse, şu anda hayatta değildir.
Ramazan, dünyadaki sonlu olan zamanı değerli kılan ibadetlerden biridir. Hilali gördüğümüz andan itibaren bir dahaki Ramazan başlangıcına kadar ayın şekli çok hızlı bir şekilde değişim gösterir. Hiç şüphesiz ki günahları terk etme mücadelesi ve Allah için bedene gıda almama durumu hissedilen bir ağırlık ve zorluk halidir. Aslında bu, sadece insanın açlığa maruz kalmasından kaynaklı bir zorluğa tekabül etmemektedir. Nitekim kimi zaman bazı meşguliyetlerimizden ötürü Ramazan orucunda aç kaldığımız süreden daha uzunca bir vakit hiçbir şey yiyip içmeden günü geçirdiğimiz olmuştur. Oruç, özü itibariyle rahmeti büyük mahiyeti ağır bir ibadettir. Ramazan ayının asıl mahiyeti ıskalandığında açlık ve susuzluk gibi fizyolojik zorluklardan ötürü kimileri için oruç ibadeti bir yük gibi yaşanır. Ya da iftar ve sahur sofralarındaki israf kültürüyle Ramazan, bir yeme-içme festivali havasında geçirilir. Bazıları da Ramazan’ı “uykuya tutturarak” bu ayı saatlerce süren uyuma ritüeline dönüştürür. İşin aslı, insanın ölümlü olduğunu ve içinde yaşadığımız gezegenin sonlu olduğunu kavrayan kişi, orucu mahiyeti ve özü itibarıyla içselleştirince, nefsine binen yüklere ve zorluğuna rağmen bu ibadeti layıkıyla yerine getirebilir. Başka bir ifadeyle, refahın, hazzın ve hedonist arzuların adeta bir hayat nizamı olarak sunulduğu günümüzde dünyevi meşguliyetler ve bedenin açlıkla sınanması bizi zorlayabilse de içsel sorumluluk bilinciyle ibadetin özünü içselleştirip Ramazan’ın bereketine yöneldiğimizde bu zorlukların üstesinden gelebiliriz.
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” (Bakara Suresi, 183) ayetinde vurgulandığı gibi oruç tüm ümmetlere farz kılınan bir ibadettir. Ancak günümüzde bu ibadetin özü itibariyle yanlış anlaşıldığı söylenebilir. Örneğin günümüzde bazı ebeveynlerin çocuklarına sen küçüksün oruç tutamazsın diyerek yarının nesillerini ruhen ve madden sıhhat bulma ibadeti olan Ramazan orucundan mahrum bıraktıklarına tanık oluruz. Ama aynı ebeveynler özellikle akademik başarı için çocuklarını akranlarıyla bir yarışa sürüklemektedirler. Çocuğun fiziksel ve ruhsal durumu göz ardı edilerek sıklıkla vurgulanan bu telkin, oruç ibadeti söz konusu olunca yerini korumacı bir reflekse bırakır.
Ramazan ibadeti, mahiyeti itibarıyla bedene ve ruha ağır bir yük bindiren öğretici ve değerli bir ibadettir. İnsanı manevi bir terbiye sistemiyle olgunlaştıran Ramazan orucu, bedenen hissedilen zorluğuna rağmen ruhu vahiy ile besleyen bir ihya ibadetidir. Ramazan ayı, çocukluk yaşlarından itibaren taşıdığı eğitici nitelikteki gerek zahiri gerek sembolik anlam ve değerleriyle bizler için bir nefis muhasebesini öğretir. Çocukluk yıllarındaki en heyecanlı ve güzel anılarla hatıralarda kalan bu ibadet gelecekte kişiliği şekillendiren temel........
