menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tokyo defterleri-2: Çiğ tavuk yer misiniz

43 0
tuesday

Koechi’ye bu seyahatte çok şey borçluyum. Onu turistlerin pek bilmediği ve bana Japonya’da 10 yıl yaşamış bir arkadaşımın tavsiye ettiği Sangenjaya’da bir izaka’yada bulduğumda üzerinde eşofmanları ve New York Knicks şapkasıyla içiyor, bir yandan da telefondan Japonca mönüyü tercüme etmeye çalışmamı gözlemliyordu. Tokyo’daki hemen herkes gibi “biraz İngilizce” biliyordu; bir ay Vancouver’da kalmış. Ona benim için bir şeyler sipariş vermesini rica ettiğimde ilk sorusu “Çiğ yer misin?” oldu. Kastettiğinin tavuk olduğunu düşünmeden evet dedim, tam o sırada mekanın sahibi müdahale etti.

Özel yetiştirilmiş tavukların tıpkı ton balığı ya da somon gibi kesilerek ‘sashimi’ olarak sunulduğunu bilmiyordum. Bazıları bizleri tavuk konusunda çok korkuttu. Haksız da değiller, tavuktan gıdan zehirlenmesi çok kolay. Kuş gribi var, vs. Sorunlu bir hayvan tavuk. Ama marketten aldığınız her tavuk da çiğ yenmiyor, işi ustasına bırakmak gerek.

Anthony Bourdain’in bu gibi durumlarda tavsiyesi ne sunulursa en azından bir kere denemek. Ben de o kafadayım. En kötü birkaç gün hasta yatılıyor ama Tokyo’daki sınırlı günlerime risk almak istemedim. Biraz korktum açıkçası. Bir dahaki sefere.

Koechi’nin kendisine sipariş verdiği bir diğer yemekse dilimlenmiş bir domatesti. Bizim için ne kadar yaygın bir meyve, başkaları için özel bir tabakta sunulacak kadar farklı bir lezzet.

DONSUZ GECELER

Futaba mahallede dolaşırken rastgele girdiğim bir izakaya ve Tokyo’daki en iyi akşam yemeklerinden birini orada yedim. Aslında gözüme başka bir yeri kestirmiştim ama “Kapalıyız,” diye reddedildim. Bir başka gece yine aynı gerekçeyle reddedildim. Bence kapalı değillerdi, ama aralarında yabancı istemiyorlardı.

Reddedildiğim bir başka yer Shinjuku Ni-chōme’deki bir gece kulübü oldu. Baktım herkes kuyruk olmuş, kalabalık ve eğlenceli diye sıraya girdim. Bilet sırasında güvenlikle ilgili olduğunu zannettiğim bir kontrol yapıyorlardı. Meğer iç çamaşırı kontrolüymüş. Dünyada çırılçıplak girilen gece kulüpleri biliyorum, ama iç çamaşırsız girilenini ilk kez gördüm. Çıplak değil, giyinik. Pantolon çıkartılmıyor ama sadece iç çamaşırı yasak.

Kapıdan döndüm, ama bitişik apartmanın merdivenlerinde iç çamaşırını çıkartmış ve bu başarının sembolü olarak elinde gururla sallayarak inen birini gördüm. Bir an onun yolundan gitmeyi düşündüm. Sonra bu işler için yaşımın fazla ilerlediğini fark edip ayrıldım. Eminim onlar eğlenmiştir.

HANIM EVDE ERKEK MEYHANEDE

Çiğ tavuk yiyemedim ama bol bol kızarmış tavuk yedim. En iyisi 24 saat açık Lawson’larda bence. David Chang de böyle düşünüyor. Hemen hemen bütün izakaya’larda ‘karaage’ bulmak mümkün ama bazılarında çok iyi, bazılarında vasat. Yanında mutlaka limon ve Japon mayonezi—Kewpie marka genellikle—olacak.

Sangenjaya’daki Futaba’nın en iyi yaptığı yemek karaage değil. Ama ızgara tavuk konusunda herkesle yarışırlar. Udon da en akılda kalıcı tabaktı belki. Meğer usta Fukuoka’danmış; ızgara tavuk (yakitori) ve soba-udon makarnalarının doğum yerinden.

Koechi’nin üzerinde ismi yazan dev bir sochu şişesi var ve haftanın iki-üç gecesi Futaba’da içiyor. 42 yaşında ama 12 yaşında da zannedebilirsiniz. Zaten sırf dalga geçmek için “Öğrenci misin?” diye muhabbete girdim. Bir yıllık evli, eşi evde yeni doğan bebekleriyle uyuyor. “Gece iki-üçe kadar içiyorum,” diye anlatıyor. “Hanım karışamaz, çünkü evde parayı ben kazanıyorum.” Biz bu tiplere ne diyoruz? Akşamcı? Alkolik? Örnek aile........

© Habertürk