menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir sokak tabelasında adını düşleyen şair

84 0
22.01.2025

Yaşarken kaç yazarın, şairin, sanatçının yaşadığı o şehirde veya bir biçimde yolunun kesiştiği başka şehirlerde bir meydan, cadde veya sokağa adı verilmiştir bilmiyorum ama her kıymetli şahsiyet, yaşarken adını bir meydan, bir cadde, bir sokak tabelasında görürse eğer, ziyadesiyle mutlu olur.

Eğer İstanbul’da mesela Beşiktaş’ta yaşıyorsanız çıkın sokağa, gezdiğiniz yerlerde sokak adlarına bakın, birbirinden farklı şahsiyetlerin isimlerinin o sokak adlarının yazılı olduğu tabelaları süslediğini göreceksiniz.

Rasgele baktım ben, en çok “şairler” nasibini almış sokak adalarından ama bu kadar şiir üzerine yazı yazıyorum çoğunu ben bile tanımıyorum. Mesela “Şair Naifi, Şair Veysi, Şair Necati, Şair Nazım (Kesinlikle bu Nazım Hikmet değildir), Şair Kesebir” adlarına rastladım bazı sokak tabelalarında… Sadece şairler mi, “tabakçılardan” “sandalcılara”, “fırıncılardan” “ağalara”, “bekçilerden “bostancılara” her meslekten, her meşrepten adamın adını bir sokağa vermişler. O sokak sakinlerine, yaşadıkları sokakta adı yaşayan mesela “Cudi Efendi”nin, “Kaypaklıoğlu”nun, “Reşat Ağa”nın, “Sarıefe”nin, “Tüfekçi Bahri”nin, “Gürcü Kızı”nın kim olduğunu sorsak, kaçta kaçı bize o şahsiyetlere dair bir iki cümle kurabilir, bilinmez. Hem bizim bilmediğimiz mesela Kastamonu’nun “Karnıaçık” köyünden vaktiyle göçerek gelip bu sokağa yerleşmiş fırıncıyı nereden bilsin, değil mi?

Türkiye’de belki de tek “şehir şairi” olan Behçet Necatigil, 1979 yılında vefatından önce; vaktiyle Oktay Akbal’ın yazdığı bir meseleyi, Kabataş Erkek Lisesi’nden talebesi (diğer meşhur talebeleri arasında şair Hilmi Yavuz ile yazar Demir Özlü de var) Hasan Pulur yazmıştı Milliyet’te. Behçet Necatigil’in vefatından sonra yayınlanmamış şiirleri arasında bir şiirini bulmuşlar.

(Bu “ölümünden sonra bulunanlar” hep bir eksiklik duygusu yaşatır bana. O zamana kadar yayınlamak istemediği şey demek… Neyse, Necatigil son şiirlerinden birisinde “ölüm sonrasını” şöyle anlatır:

“Ölümümde odaya doluşmayın

İçeriye girmeyin

Ne olacak gireceksiniz de

Gitsin

Gitsin bekleyin

*

Daha belki ben oradayımdır, girmeyin

Tozlansın hele her şey

Görülsün istemem nelerim varmış

Merakınız zaten geçer, üzülmeyin

*

Yanlış yerde bir kitap

Rasgele konmuştur

Yeri orası mıydı?

Hemen not düşmeyin.

*

Sağken öğrettikleri

Bir mendili bir yerde

Ele verir birinizi

Ölümü de bir derstir unutmayın.”)

Hasan Pulur’un anlattığına göre Behçet Necatigil bir kitapta bir dipnot görmüş. Dipnot şöyle:

“Meddah İsmet-1851-1914. Ünlü meddah ve ortaoyuncu-camcı esnafından-ölümünde sonra Beşiktaş’ta bir sokağa adı verildi.”

Bu dipnottan esinlen Necatigil, şu şiiri yazar:

“Ben de ona benzesem,

Dipnot bir kitapta,

Behçet Necatigil

Doğum ölüm yılları,

Şair, radyo oyunları yazar,

Öğretmendi,

Beşiktaş’ta bir sokağa

Adı verildi”

Behçet Necatigil, ölümünden üç sene önce yazmış bu şiiri. Hasan Pulur, ona dair yazıyı 1986’da yazar ve aradan yedi yıl geçmesine rağmen şairin vasiyetinin yerine getirilmediğinden yakınır. Şairin adı o sırada hâlâ yaşadığı semtteki bir sokağa verilmemiştir, isteğinin yerine gelmesi çok sonraya rastlar.

Yakın dostları Sâlah Birsel olsun, Haldun Taner olsun, Oktay Akbal olsun, ona dair yazı yazmış herkes dudaklarından hiç eksiltmediği sigarasından bahseder, bir zamanlar dargelirlilerin içtiği, ucunda filtresi olmayan “Birinci” içermiş. Günde üç paket hem de. Ve sonunda akciğer kanserine yakalanmış. Burada tedavi imkanları kısıtlı o vakitler, bir yazarın şairin pasaport alıp yurt dışına çıkması da bir hayli zor, hadi pasaport aldı, bu kez döviz bulması bir o kadar zor… Dostu Oktay Akbal ve talebesi Hasan Pulur meşhur iki köşe yazarı, iş edinmişler, tanıdıkları devreye sokmuşlar, hükümet de “imana gelmiş”, Hoca’ya en sonunda pasaport vermişler, döviz de tedarik etmişler ama bu kez Behçet Necatigil tedavi olmak için yurt dışına gitmek istememiş. Hayatı boyunca öğretmen maaşıyla kıt kanaat geçinmiş, gece gündüz sadece şiir düşünmüş, bulabildiği her fırsatta, her yerde, bazen de sokak lambalarının yaydığı ölgün ışık altında bile şiir yazmış “küçük memur” Necatigil’in gerekçesi şöyle:

“Bu memleketin parasına yazık değil mi, öleceksem burada ölürüm,” demiş ve İstanbul’da bir hastane odasında ölmüş. Onu son günlerinde hastanede ziyaret eden Oktay Akbal, Cahit Külebi ile kendisini “gülümseyerek” yolcu ettiğini anlatır hastane odasından.

“Siz geniş zamanlar umuyordunuz

Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek

Yılların telaşlarda bu kadar çabuk

Geçeceği aklınıza........

© Habertürk