Ann Lee: Sofu feminist
“Ann Lee Efsanesi” (The Testament of Ann Lee), 1736 – 1784 yılları arasında yaşayan ve Shakers adıyla bilinen Hıristiyan mezhebinin kurucusu Ann Lee’nin yaşam öyküsünü anlatan bir film…
Yönetmen Mona Fastvold’un Brady Corbet ile birlikte yazdığı senaryo, “tarafsızlık” olarak adlandırabileceğim bir yaklaşıma sahip. Nesnellik demem zor çünkü Fastvold filmini, son tahlilde öznel bir yorum üzerine kuruyor. Bana sorarsanız, nesnellik, biyografik belgeseller için bile her koşulda iddialı bir hedef... Hele ki 18.Yüzyıl’ın ortalarında geçen bir dönem filmi söz konusu olduğunda…
Fastvold’un, Ann Lee’yi yargılamak istemediği, onun hikâyesi aracılığıyla herhangi bir tez geliştirmeye çalışmadığı belli. Dinsel aşırılık veya fanatizm eleştirisi hedeflemiyor mesela. Ann Lee’nin kişiliğine, liderliğine ve fikirlerine saygı duyarak anlatıyor hikâyeyi. Buna karşılık, inançlı Hıristiyanların huşu içinde seyredeceği dini bir film çektiği de söylenemez. Öyle bir çizgi tutturuyor ki, “Fanatizm hikâyesi anlatmış” diyen de çıkabilir, “Ann Lee bir ermiş” düşüncesiyle filmi bitiren de… Fastvold, Ann Lee hakkındaki son kararı seyirciye bırakıyor; inananlara ve inanmayanlara aynı mesafede durmaya gayret ediyor.
Öte yandan, Avrupa sanat sineması tarzında soğuk, mesafeli bir anlatım benimsemiyor. Tam aksine, bizi ana karakterle duygu birliğine yönlendiren “sıcak” bir anlatım tercih ediyor. Kaldı ki, filmin anlatıcısı, Ann Lee’nin (Amanda Seyfried) en yakın yoldaşı Mary Partington (Thomasin McKenzie)… Açılış sahnesinde bir gözünü kaybetmiş olarak görüyoruz onu. Daha en baştan herkesin ağır bedeller ödediği duygusal bir yaşam öyküsü anlatacağı belli oluyor. Mary’nin, Ann Lee’yi ermiş veya kutsal kişi olarak gördüğü açık. O yüzden, hikâyeye destan olarak bakıyor. Fastvold da anlatımın yapısını epik film gibi kuruyor.
Kitap sayfalarını andıran grafik tasarımlara sahip bölüm başlıkları bir yana, epik anlatıyı güçlendiren en önemli unsur, filmin müziği… Özellikle de filmi bölümlere ayıran ilahiler… Dans ve şarkının Shakers mezhebi için önemini düşündüğümüzde, müzik filmde kritik önem taşıyor. Filmin müziklerine imza atan Daniel Blumberg’in, mezhebin orijinal ilahilerini kullandığını, 3 ilahiyi ise bizzat bestelediğini not edelim.
Ruhani ve dini hava taşıyan bu şarkıların müzikalitesini sevmeyen biri, filmle duygusal bağ kuramayabilir. Şarkıları sevenler ise tam aksine, filme kendini daha yakın hisseder. Birçok seyircinin filmi ileride bu ilahilerin verdiği duyguyla hatırlayacağını tahmin etmek zor değil.
İşte bu yüzden, “Ann Lee Efsanesi” çağdaş müzikal türünün ilgiye değer örneklerinden biri… Başta Amanda Seyfried olmak üzere oyuncuların müzikal performansını not etmek gerek. Prodüksiyon tasarımı ve görüntüleriyle dönem filmi olarak başarılı bir iş var ortada. Yönetmenlik de baştan sona sağlam işliyor. Fastvold, geniş perde formatını çok iyi kullanıyor; etkili resimler yakalıyor. Ama asıl olarak, senaryonun öne çıktığı bir film seyrediyoruz. Çünkü her şey hikâyenin nasıl ele alındığı ve bizim Ann Lee’nin hayatında olup bitenleri nasıl yorumladığımızla ilgili…
“The Brutalist”in senaryosunu da birlikte yazan Fastvold – Corbet ikilisi,........
