menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Her şey gerçek değilse hiçbir şey gerçek değildir

62 0
22.03.2026

ABD-İsrail-İran savaşı, başladığı günden bu yana hep konuştuğumuz bahsettiğimiz bilgi savaşları kavramının da somut bir pratiği şeklinde ilerliyor.

Dünya kamuoyu, belki de tarihin en karmaşık enformasyon ortamlarından biriyle yüzleşiyor bu savaşla birlikte. Füzelerin gerçekten atılıp atılmaması, uçakların gerçekten vurulup vurulmaması, Netanyahu'nun ya da Hamaney’in gerçekten ölüp ölmemesi…

Bombalanan şehirlere ilişkin çelişkili görüntülerin sosyal medyayı sarması, başka coğrafyalarda başka zamanlarda gerçekleşen savaşların görüntülerinin üzerimize boca edilmesi, yapay zeka tarafından üretilen analizlerin yine yapay zeka tarafından çürütüldüğü paradoksal döngüler bugün savaşın ana unsuru olarak konuşulabilecek düzeye geldi.

Dezenformasyon ortamının tüm gerçekliği kirlettiği, insanların artık hiçbir bilgiye güvenmediği, gerçekten vurulan uçak görüntülerine, gerçekten vurulan şehir görüntülerine ve savaşta olan diğer her türlü şeye inanmadığı bir süreci yaşıyoruz. Çünkü gerçek bir kez kirlendi mi doğru bilgi olsa da inanç kalmıyor.

Esasında bu ilk kez yaşanan bir durum değil . Ancak günümüzde çok daha derin ve yapısal bir hal aldı haliyle. 1991 yılında Körfez Savaşı'nın ardından Fransız düşünür Jean Baudrillard’ın kaleme aldığı meşhur bir yayın, o günlerde provokasyon olarak algılanmıştı. Bugün ise aynı argümanlar, dijital çağın araçlarıyla büyüyerek gerçekleşiyor gibi görünüyor.

Jean Baudrillard’ın Körfez Savaşı üzerine kaleme aldığı “Körfez Savaşı Olmadı” başlıklı denemeleri, yayımlandığı dönemde büyük tartışma yaratmıştı. Baudrillard'ın kastettiği, elbette ölümlerin veya fiziksel yıkımın inkar edilmesi değildi. Onun asıl iddiası daha derindi. Televizyon ekranlarında izlediğimiz savaş, gerçek savaşın bir temsili olmanın ötesinde bizzat kendisi olarak kurgulanmış bir simülasyondu. Medya savaşı üretmiyordu, savaşı bir gerçeklik etkisi olarak yeniden yaratıyordu.

Gerçekten daha gerçek görünen, ama aslında gerçeğin yerini almış olan bir temsil düzeninden bahsediyoruz. Hipergerçeklik. Bugünkü İran savaşı ortamında bu kavram, sanki özellikle bu dönem için biçilmiş bir kaftan gibi duruyor. Ama çok daha ileri bir iletişim ve teknoloji çağının etkisiyle çok daha güçlü bir hale geliyor.

Bombalanan bir........

© Habertürk