Füze çağından lazer hızına hazırlık…
Dünya savunma dengelerinde yeni bir eşik daha geçiliyor. Rusya-Ukrayna savaşının başlangıcında insansız hava araçları (İHA) etkin rol oynamış, karada özellikle tanklarının konumunu değiştirmişti. Artık İHA’lar her türüyle savaşların kaçınılmaz aktörleri. Fakat ABD-İsrail ikilisinin İran’a yaptığı saldırılar ise füzeleri ön plana çıkarmışken, yeni gelişmeler ve uzun bir süredir yapılan çalışmalar “füze dönemi nasıl devam edecek?” sorusunu da sordurmaya başladı.
Balistik füzelerin süratiyle yarışacak, onları engellemede başarılı olacak ışık hızında savunma sistemlerinin devreye girmesi için aralarında Türkiye’nin bulunduğu sınırlı sayıda ülke füze + lazer hibrit savunma teknolojisi üzerinde çalışıyor olması çeşitli soruları aklımıza getiriyor. Çünkü gelişmeler tüm hızıyla gösteriyor ki lazer silahları artık bilim kurgu konusu değil; sahada yer alan, test edilen, hatta bazı ülkelerde operasyonel hale gelen bir gerçeklik.
ABD, İsrail, Çin, Rusya ve Türkiye’nin yürüttüğü projeler, maliyet/fayda dengesini tersine çeviren dron sürüsü tehditleri ve düşük maliyetli kamikaze İHA’ların yarattığı güvenlik açığının, lazer silahlarla kapatılması için çalışmalar yapıyor.
Mesela İsrail’in üzerinde uzun süredir çalıştığı Iron Beam, 2025 sonu itibarıyla dünyanın ilk tam operasyonel yüksek enerjili lazer hava savunma sistemi olarak İsrail Ordusu’na entegre edildiği açıklandı. Bu sistem; roket, havan mermisi ve İHA’ları sıfıra yakın maliyetle vurabileceği ifade edilmişti. Ancak İran saldırılarına karşı ne kadar kullanıldığı, hangi oranda başarılı olduğu pek gündeme gelmedi. İsrailli yetkililer bu konuda da abartılı tanıtımlar yapmış olabileceği gibi algı üzerine de çalışmış olabilirler. Ancak yine de İsrail’in testlerde 450 kW güce ulaşarak kısa menzil tehditlerinde bu ürünün iyi bir performans sergilediğine dair açıklamalarının yabana atılmaması gerekir. Testlerdeki başarının seri üretime dönüşmesi kısa vadede olmadığı için belki zamana ihtiyaç olabilir.
Uzun yıllar lazer silahları üzerinde çalışan ABD’nin henüz somut bir başarıya imza atmamış olması sebebiyle İsrail’deki gelişmeler zaman zaman sorgulanıyor. Çünkü ABD, İran yapımı Shahed dronlarının Ortadoğu’da ABD üslerine yarattığı baskı sonrasında 2026 itibarıyla lazer silahlarını sahaya indirebileceğini açıklamıştı. Günümüzde ABD ordusu 50 kW M‑SHORAD lazerli Stryker araçlarını testlerde kullanıyor. Ama savunmanın merkezinde yer alacak şekilde henüz envantere girmiş değil. Ayrıca ABD Donanması’nın destroyerlerine entegre edilen HELIOS sistemi ise henüz 60–100 kW arası güç üretebiliyor. İsrail’in test ettiği ise 450 kW seviyesinde. Daha açık ifade etmek gerekirse ABD’nin daha güçlü lazer silahlara ihtiyacı var. Mevcutların koruma gücü sınırlı…
Işık hızındaki lazer silahlar özellikle hipersonik füze tehditlerine karşı geliştiriliyor. ABD’nin nihai hedefi de 300 kW ve üzeri lazerlerle gelecekte hipersonik tehditlere karşı savunma mimarisi oluşturmak. Benzer hedefler Türkiye, Rusya ve Çin’in de gündeminde ve bu ülkelerin de geliştirdiği çeşitli ürünler bulunuyor.
Çin lazer alanında büyük bir sessizlik içinde ilerliyor. Kamuoyuna yansıyan en bilinen platform Silent Hunter. Bu lazer sistemi dronları ve hafif zırhlı hedefleri etkisiz hale getirebildiği ifade ediliyor. Ne kadar başarılı olduğu ve hangi oranda güç ürettiği ise net değil. Fakat şunu biliyoruz; Çin, 2006’dan bu yana uyduları körleme amaçlı lazer testleri yapıyor. Çin’in lazer gücü hakkındaki belirsizliği ise bizzat bu ülkenin stratejisi…
Öte yandan Rusya da 2018’de Peresvet adlı lazer sistemini sahneye çıkardığını açıklamıştı. Ancak sonrasında bu ürünün varlığına dair hiçbir gelişme paylaşılmadı. Peresvet’in uydu ve İHA karşı tedbirlerde kullanıldığı söylenmesine rağmen savunma sanayisini yakından takip eden hiçbir uzman bu bilgilere tam olarak güvenmiyor. Temkinli yaklaşılıyor. Ukrayna savaşında böyle bir ürün varlığıyla öne çıkmadı. Açık ve net olarak ifade etmek gerekirse Rusya, lazer yarışının içinde olsa dahi bir başarı hikâyesi henüz yok.
Türkiye’de lazer silahları üzerinde uzun bir süredir çok yönlü çalışma yapan ülkelerden birisi. ASELSAN, ROKETSAN ve TÜBİTAK lazer silah üzerinde farklı açılardan ciddi Ar-Ge çalışmaları yapıyor. Bu üçlüden dünya çapında oyun değiştirici bir ürün çıkma potansiyeli olduğunu belirtmekte fayda var.
ASELSAN’ın LSS yüksek güçlü lazer sistemleri, İHA ve mini hedeflere karşı 5–55 kW arası sınıflarda test edildiği biliniyor. ROKETSAN’ın fiber lazer projeleri, yönlendirilmiş enerji sistemlerinde yeni nesil yerli çözümler sunuyor. TÜBİTAK SAGE de yönlendirilmiş enerji araştırmalarına uzun süredir yatırım yapıyor. Bu yöndeki çalışmalarına ağırlık veriyor. Türkiye’nin lazer silahları konusunda da İHA benzeri bir atılım yapması, küresel ölçekte maliyet etkin oyuncu olmasını bekleyebilir. Zira ülkemizin en büyük avantajı dünyada öncü olduğu SİHA ekosistemidir. “Lazer + SİHA” entegrasyonu da Türkiye’ye özgü çok güçlü bir teknoloji kombinasyonu doğurabilir. Bu konuda mutlaka TUSAŞ hem de Baykar Teknoloji çalışıyordur.
Lazerler füzenin yerini alamaz! Zira lazerlerin, füzelerin yerini tamamen alamayacağını bu alanda çalışan yetkin isimler ifade ediyor. Füzeler her hâlükârda uzun bir süre daha savunmanın ayrılmaz parçası olacak gibi görünüyor. Fakat dron sürüleri için en ucuz ve hızlı çözüm olarak kesinlikle lazer silahlar öne çıkıyor. Ancak orta-uzun menzil tehditlerde hâlâ füzelerin üstünlüğü söz konusu. Bu menziller için henüz lazerlerin yetkinliği söz konusu değil, ama bunun için de çalışmalar yapılıyor.
Bir de elektronik hedefler ve elektronik harp tarafı var. Bunun için de mikrodalga sistemleri yükselişte. Türkiye’nin bu alanda da çok ciddi çalışmaları ve üstünlükleri bulunuyor. Yaşanan her savaş, her yeni gelişme savunma sanayinde yeni dönemlerin kapısını açıyor. Fakat maliyet etkin, elektronik harpla ilgisi olmayan, radara takılmayan kamikaze dron gibi sürprizlere benzer gelişmeler de olabilir...
Dünya, hava gücünde yeni bir kırılma dönemini yaşıyor. İHA ve SİHA’lar artık orduların yardımcı unsuru değil; yeni savaş doktrinlerinin merkezine yerleşen stratejik platformlar. Ülkemizde bu anlamda dünyanın en önde gelen gücüne sahip bir ülke ve küresel ölçekte de pazarın lideri konumunda. Daha dikkat çeken husus ise Türkiye’nin insansız sistemlerde sadece havada değil, karada ve denizde de güçlü olmasıdır. Günümüzde ise bu sistemlerin yapay zekâ (YZ) ile donatılması aşamasına geçmiş durumdayız.
Önümüzdeki yılların en önemli dönüşümü, “tam otonomi” dediğimiz yapay zekâ temelli seviye olacaktır. GPS’siz (Küresel Konumlandırma Sistemi) ortamlarda bile kameralar ve YZ algoritmalarıyla yön bulabilen araçlarımız olacak. Bu yetenek, özellikle elektronik harp baskısının yoğun olduğu bölgelerde kritik görevlerin yerine getirilmesini sağlayacaktır.
Netice itibarıyla artık savaşların geleceğinde tek bir İHA’nın kabiliyeti kadar, çok sayıda İHA’nın birlikte hareket edebilme kapasitesi belirleyici olacak. Bu konuda da Türkiye oldukça tecrübeli. Bir de bu İHA’ların ASELSAN, ROKETSAN ve TÜBİTAK SAGE üretimi lazer silahlarıyla donatıldığını düşünmek lazım.
