Ceyhan'da 17 yıldır neyi bekliyoruz?
Ceyhan’ın bölgesel bir enerji merkezi olması gerektiği yeniden gündemde. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın Ceyhan için ortaya koyduğu yeni hedefler önemli. Ancak benim açımdan yeni olmayan bir tarafı var. Çünkü yaklaşık 17 yıldır Ceyhan’ı, buraya ulaşan petrol boru hatlarından ziyade, bu petrolün neden katma değere dönüştürülemediği üzerinden yazıyorum.
Eski yazılarıma dönüp baktığımda ilginç bir kronoloji ortaya çıkıyor. Yatırımcılar ve projeler değişmiş, milyarlarca dolarlık rakamlar telaffuz edilmiş, bazı projeler sessizce gündemden düşmüş. Fakat Ceyhan’ın temel meselesi değişmemiş.
Ceyhan’ın coğrafi avantajı hiçbir zaman tartışma konusu olmadı. Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Petrol Boru Hattı’nın Akdeniz’e ulaştığı nokta olması, Irak petrolünün çıkış kapısı konumu, geniş yatırım alanları ve deniz ulaşımı yıllardır bölgeyi Türkiye’nin önemli enerji noktalarından biri yapıyor. Fakat enerji koridoru olmakla enerji merkezi olmak arasında fark var. Petrolü boruyla taşıyıp tankerlere yüklemek transit ülke olmanızı sağlıyor. Katma değer ise petrol rafine edildiğinde, petrokimya ürününe dönüştürüldüğünde ve etrafında sanayi ile ticaret geliştiğinde büyüyor.
Benim Ceyhan üzerine yazdığım yazıların ana ekseni de yıllar içinde bu noktaya oturdu.
2009’da boru hattıyla birlikte rafineriyi konuşuyorduk
5 Ağustos 2009’da “Putin’den önce Seçin’in ilginç rotası” başlıklı yazımda dönemin önemli enerji projelerinden Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı’nı ele almıştım. Rusya’nın projeye yaklaşımı, özellikle Rosneft’in devreye girmesi ve Ahmet Çalık’ın hem boru hattı hem de Ceyhan’da rafineri projesi gündemdeydi. O tarihte mesele yalnızca Karadeniz’den Akdeniz’e yeni bir petrol koridoru açılması değildi. Ceyhan’a ulaşacak petrolün burada işlenmesi ve boru hattının rafineri yatırımıyla tamamlanması halinde projenin Türkiye açısından farklı bir ekonomik anlam kazanacağı açıktı.
Bir yıl sonra, 9 Eylül 2010’da “‘Erdoğan’a söz verdim varız’” başlıklı yazımda Samsun-Ceyhan’ı yeniden ele aldım. Proje Türkiye’nin enerji koridoru rolünü güçlendirecek, aynı zamanda İstanbul Boğazı üzerindeki tanker baskısını azaltacaktı. Ancak siyasi iradenin ortaya konulması tek başına yeterli değildi. Rusya’nın hatta ne kadar petrol vereceği, karşılığında Türkiye’den hangi imkanları talep edeceği ve rafineri yatırımının gerçekleşip gerçekleşmeyeceği cevaplanması gereken sorulardı.
Aynı dönemde Ceyhan’a ilgi gösteren başka yatırımcılar da vardı. 25 Kasım 2010’da “Bu adam ne yapmak istiyor” başlıklı yazımda Petrol Ofisi’nin tamamını satın alan OMV’nin CEO’su Wolfgang Ruttenstorfer’in Türkiye planlarını değerlendirmiştim. OMV’nin gündeminde Ceyhan’da rafineri kurmak da vardı. Dolayısıyla 2010’ların başında Ceyhan için tek bir rafineri projesinden söz edilmiyordu. Çalık-Rusya hattında konuşulan yatırımların yanında Petrol Ofisi-OMV cephesinde de Ceyhan’a yönelik planlar vardı. Fakat yıllar geçti ve beklenen büyük rafineri yatırımları gerçekleşmedi.
2015’te sorduğum soru hâlâ masada
6 Ocak 2015 tarihli “Ashti Hawrami........
